TANIMLAMA NEREYE AİT?

Temmuz 12, 2010    Kategori: Buket Uzuner, Genel   yorum yok »

Buket Uzuner´in “İstanbullular”ını, fanatik bir İstanbullu olmam hasebiyle “İstanbullular” adını taşımak suretiyle yayımlanmış bir kitaba kayıtsız kalamayacaklığımdan dolayı aldım ama o Buket Uzuner´in “İstanbullular”ını edinirken taşıdığım iki kimlik vardı ki bu kimliklerden birincisi, yukarıda da belirttiğim gibi “fanatik İstanbulluluk”, diğeri de “Eleştiri yapmaya dönük bir şekilde olmak üzere peşimden sürükleyip durduğum tutku” tarafından meydana getirilmişti ve “Bahsini geçirdiğim hüviyetlerimin, kendisinden ´diğeri´ sıfatının istimali cihetine gidilmesiyle bahis açılanı pozisyonundaki ´Eleştiri yapmaya dönük bir şekilde olmak üzere peşimden sürüklediğim tutku´ adının sahipliğini üstlenmişini ilgilendiren alanda gerçekleştirilmiş çalışmalar” tarzında tanımlanabilecek mesaime de söz konusu kitabın 2. sayfasında mukim, “Omuz hizasında kesilmiş siyah saçları, siyah gür kaşları şakaklarına doğru dişi bir kavisle yükselmiş, elmacık kemiklerinin üzerine yapıştırılmış gibi dikkat çeken iki sivri perçemiyle tıpkı Belgin Doruk´un Gina dönemi saç modelini çağrıştırıyordu.” yu gördüğümde başladım.

Ben, “Omuz hizasında kesilmiş siyah saçları, siyah gür kaşları şakaklarına doğru dişi bir kavisle yükselmiş, elmacık kemiklerinin üzerine yapıştırılmış gibi dikkat çeken iki sivri perçemiyle tıpkı Belgin Doruk´un Gina dönemi saç modelini çağrıştırıyordu.” cümlesinin münderecatını meydana getirenlerden “şakaklarına doğru dişi bir kavisle yükselmiş” tanımlamasının, “siyah gür kaşlara” mı, yoksa “elmacık kemiklerinin üzerine yapıştırılmış gibi dikkat çeken iki sivri perçem” e mi ait bulunduğu hususunda, bu tanımlamanın her iki tarafa da merbutiyet durumu gözlemlettirmeye müsait bir mahiyetin sahipliğini üstlenmişliğinden dolayı bir hayli düşündüm.

Ancak, şurasını hemen belirtme cihetine gitmeliyim ki “şakaklarına doğru dişi bir kavisle yükselmiş” tanımlamasının kime yani “elmacık kemiklerinin üzerine yapıştırılmış gibi dikkat çeken iki sivri perçem” e mi, yoksa “siyah gür kaşlara” mı aitliğinin belirlenmesi hususundan önce sergilenmesi gerekip, söz konusu tanımlamanın bağlanacağı yere ilişkin adın saptanma sorunundan tamamen bağımsız bir mahiyet sergilemesi nedeniyle bahsi geçirilen saptama meselesi hangi tarzda bir çözüme kavuşturulursa kavuşturulsun kuvveden fiile çıkarılması kesinlikle elzem, “´kaşları´ sözcüğünden sonra bir virgül konulması” şeklinde bir davranış vardır.

Bu davranışın sergilenmesinden sonra tekrar “şakaklarına doğru dişi bir kavisle yükselmiş” tanımlamasının aidiyet durumu gözlemlettirdiği yerin saptanma çalışmalarına döner ve “´şakaklarına doğru dişi bir kavisle yükselmiş´ tanımlaması ´siyah gür kaşları´na aitse herhangi bir işlem gerçekleştirilmesine gerek bulunmamaktadır ama eğer söz konusu tanımlamanın yeri ´elmacık kemiklerinin üzerine yapıştırılmış gibi dikkat çeken iki sivri perçem´ in yanındaysa o zaman ´yükselmiş´ ögesini muhtevi mezkûr tanımlamayla sınırları dâhilinde ´yapıştırılmış´ı barındıran ´elmacık kemiklerinin üzerine yapıştırılmış gibi dikkat çeken iki sivri perçem´ in birleşecekliği ve her ikisi de ´mişli geçmiş zaman´ mensubu ´yükselmiş´le ´yapıştırılmış´ fiillerinin, ´şakaklarına doğru dişi bir kavisle yükselmiş´ tanımlamasının ´elmacık kemiklerinin üzerine yapıştırılmış gibi dikkat çeken iki sivri perçem´ le kaynaşması neticesinde meydana gelmiş yeni ünitedeki mevcudiyetleriyle o yeni ünitede kakofonik bir vaziyeti ortaya çıkaracaklığı sebebinden ötürü bahsi geçirilen kakofonik vaziyetin önlenebilmesi için ´yükselmiş´ in, ya ´yükselip´ ya da ´yükselerek´e dönüştürülmesi lazımdır.” diyebiliriz

HATALARIN SAYISI BEŞ

“´Mesela mecazî olarak semada kullanılan dönme, yani deveran, devir kavramına bakalım,´ dedi. ´Tabii önce, Mevlevî ve Sufî gibi tarikatların döne döne yaptıkları ayinlere sema dendiğini hatırlatayım. Hani siz derviş dansı diye bilirsiniz, muhakkak´”, Buket Uzuner tarafından kaleme alınmış “İstanbullular” adlı kitabın 6. sayfasında gözümüze çarpması nedeniyle bulunduğu yerden çıkararak önünüze getirdiğimiz bir kompozisyon ki sözünü ettiğimiz bu kompozisyon birden fazla hatayı içermekte.

(a) Yazarın konuşturarak, kendisine “Mevlevî ve Sufî gibi tarikatların döne döne yaptıkları ayinlere sema dendiğini hatırlatayım.” dedirttiği kişi, emekli tarih öğretmeni bir kadındır ve bu emekli tarih öğretmeni kadının yukarıda belirttiğimiz ifadesi irdelendiğinde de ortaya, “Mevlevî ve Sufî tarikatların döne döne yaptıkları ayinlere, o emekli tarih öğretmeni kadınla birlikte herkesin de ´sema´ dediği” anlamının çıktığı görülür ki Mevlevî ve Sufî tarikatların döne döne yaptıkları ayinlere, o emekli tarih öğretmeni kadınla birlikte herkes de “sema” diyorsa, bu durumda “sema”nın, bahsini geçirdiğimiz “sema”nın söz konusu ettiğimiz emekli tarih öğretmeni kadınla birlikte herkesin de dillendirdiği bir vaziyette bulunmasından dolayı tırnak içine alınması gerekir.

(b) Emekli tarih öğretmeni kadın, “Hani siz derviş dansı diye bilirsiniz.” diyor ve “Hani siz derviş dansı diye bilirsiniz.” dediğinde de muhatabı pozisyonunda kendinden genç genetikçi bir başka kadın bulunuyor ki “derviş dansı diye bilirsiniz.”in “´derviş dansı´ dersiniz.”le aynı anlama geldiği saptaması cihetine gidilmesinden sonra “Hani siz derviş dansı diye bilirsiniz.” cümlesinin de irdelemesini yaparsak, “derviş dansı” diyenin, konuşan emekli tarih öğretmeni kadın değil, genç genetikçi kadın olduğu neticesine varılır, “derviş dansı” diyenin, konuşan emekli tarih öğretmeni kadın muhatabı konumundaki emekli tarih öğretmeni kadından daha genç genetikçi kadın olduğu neticesine varılınca da mezkûr “derviş dansı”nın tırnak içine alınmasının gerektiği keyfiyeti, ulaşılan diğer bir sonucu meydana getirir.

(c) Emekli tarih öğretmeni kadın “sema” derken, Mevlevî ayin-i şeriflerinde dervişlerin yaptığı dinsel dansı kastetmektedir ama o “sema”nın “gökyüzü” şeklinde başka bir anlamı da vardır ve bu nedenle de emekli tarih öğretmeni kadının bahsini geçirdiği “sema”nın, “gökyüzü” anlamındaki “sema”yla karıştırılmaması için, o emekli tarih öğretmeni kadınca mevzuu bahis edilen “sema” sözcüğüne ait eklerin, kelimenin aslından kesme imiyle ayrılması gereklidir.

(d) Alıntıda, “Mevlevî ve Sufî gibi tarikatların” denilmek suretiyle hem Mevleviliğin hem de Sufiliğin bir tarikat konumunda bulundukları keyfiyetinin altı çizilmek istenilmiştir ama bu çizim işi, sadece Mevleviliğin bir tarikat konumunda yer alması, “sufi”nin ise bir tarikat ismi değil, “tasavvufla uğraşan” manasına gelerek “mutasavvıf”la anlamdaş bir pozisyonun işgalciliğini yapan bir sıfat olması sebebinden ötürü aynı zamanda bir yanlış ameliyesinin kuvveden fiile çıkarılmasını koluna takıp yürüyorluğuna ilişkin bir manzarayı da dost-düşman herkese gözlemlettirmektedir.

(e) “yani”nin bağlaç olması ve virgüllerin de bağlaçlık görevi yapmasından dolayı, bahsini geçirdiğimiz “yani”nin hemen öncesi ya da sonrasında virgül kullanılmak cihetine gidilmesi, “yani”nin hemen öncesi ya da sonrasında virgül kullanılmasının, “İki bağlacın ardı ardına istimali, böyle bir vaziyetin de bir kurallara aykırılık durumu meydana getirecekliği” anlamını taşıyacaklığı nedeniyle mümkün değildir ki böyle bir davranış sergileyen biri ortaya çıkarsa, böyle bir davranış sergilemek suretiyle ortaya çıkan o kişi, tıpkı Sayın Uzuner gibi bir yanlış altı imzalamış sayılmalıdır.

ŞEYHİN ETRAFINDA DÖNÜLMEZ

Temmuz 12, 2010    Kategori: Buket Uzuner, Genel   yorum yok »

ŞEYHİN ETRAFINDA DÖNÜLMEZ
Sayın Buket Uzuner, kaleme aldığı, “İstanbullular” adlı kitabının 7. sayfasına oturttuğu bir ifadede, “Dönmek, dervişlerin hem kendi eksenleri, hem şeyhlerinin etrafında zikirle hû hû ilahileri söyleyerek gerçekleştirdikleri sema ayininde yaptıkları harekettir aynı zamanda.” demiş ki bu ifadeden çıkan, “Dönen dervişlerin aynı zamanda ilahi de söyledikleri” anlamı, Mevlevî ayin-i şeriflerinde dönme ve ilahi söyleme fiillerini ayrı ayrı grupların işlemesi ile o grupların ilahi okuyanlarına “mutrıban”, dönenlerine ise “semazen” denilmesinden dolayı dönenlerin yani semazenlerin dönme eylemini gerçekleştirdikleri sırada kesinlikle ilahî söylememesi sebebinden ötürü yanlış olduğu gibi “sema yapanların hem kendi ve hem de şeyhlerinin etrafında dönmeleri” biçimli anlatım da o semazenlerin kendi etraflarında dönmelerine karşın, bu dönme eylemini şeyhlerinin çevresinde de sürdürmemeleri nedeniyle başka bir yanlışı meydana getirmektedir.





Arama


Hakkımda

İsim: Hüseyin Movit
Meslek: Genel Yayın Yönetmeni, Düzeltmen
Şehir: İstanbul
Kişisel sayfam


Kategoriler


Arşiv


Bağlantılar


Meta


RSS takip