Uzman ve iflah olmaz aşırmacı Sırrı Er, “Sözün Büyüsü” (Hayat Yayınları) adlı çakma kitabında Nejat Muallimoğlu’nu da ihmal etmemiş. (Köftehor rahmet-i rahmana kavuşmuş kişilerin kitaplarından aşırmayı pek sever.)
Oturmuş bilgisayarın başına, rahmetlinin “Türkçe Bilen Aranıyor” adlı kitabından kendi kitabına aşır babam aşır, aşırmış…

Tam 43 (yazıyla kırk üç) sayfayı kitabına yerleştirivermiş. (259-302) Eleştirilerimizi “dut yemiş bülbül” pozisyonunda okuyan aşırmacıya sorumuz var.Tek cevap istiyorum. Delikanlıca…

1- Evet aşırdım. (348 sayfalık “Temel Konuşma Teknikleri ve Diksiyon” adlı kitabımda, Prof Dr. Hamza Zülfikar’dan 66, “www.emretilev.com'”dan da 174 sayfa aşırmıştım. Sana ne!)

2- Yok aşırmadım. Rahmetliye dosyayı yayımlaması için ben vermiştim.)

HİÇ BOŞ DURMUYOR

Uzman aşırmacı Sırrı Er, başkalarının yazılarını sahiplenmeyi çok sever; özellikle rahmet-i rahmana kavuşmuş olanların yazılarını/eserlerini.
Köftehor bu sefer de rahmetli Ord. Prof. Ali Fuad Başgil’in, “UYDURMACI OLMAYANLAR NASIL SİNDİRİLDİLER?” başlıklı yazısından bir bölümü, “www.dogrulus.com”dan aşırarak kendi yazısıymış gibi kaynak göstermeden Face’e yapıştırıvermiş: “Bugünlerde hepimizin bu söze riayet etmeye ne de ihtiyacı var… Ah bir anlasak…” ilk paragrafıyla:

“Kelâmın fızza ise, sükût eyle olsun zeheb;
Kemâl ehli kemalâtı sükût ile buldular hep
Kelâmın (konuşman, sözün) gümüş (gibi kıymetli) ise bile sükût eyle (sus, dinle), altın (gibi kıymetli) olsun; çünkü kemâl ehli (hikmet ve irfân sâhibi kıymetli insanlar), kemâlâtı (hikmet, irfân ve kıymeti) hep sükût ile (susup dinleyerek) buldular…” (www.facebook.com.25.02.2015)

Aşırmacının yaptığı tek şey yazının sonuna, her zamanki gibi üç nokta koymuş olması.
Eee bu kadar da zahmet edilir doğrusu beleş yazıya.
Birileri aşırır, birileri de ensesinden yakalar.
Adam, takip edildiğini biliyor, aşırmacılığı herkese ilan ediliyor yine de durmuyor; alışmış kudurmuştan beterdir misali.
(Makalenin tamamı için: http://www.dogrulus.com/yazdir.php?142=yazi&id=166)

SIRADA DİVANYOLU DERGİSİ
Azılı intihalci Sırrı Er, bu kez ağına Divanyolu dergisini düşürmüş. Derginin ilk sayısının 74-75-76. sayfalarında, yaza yaza cılkını çıkardığı, “En-kıro-men” başlıklı yazısını oturtuvermiş.
Her zaman yaptığı gibi yazıda köftehorun tek kelimesi yok! Önce Sayın Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın’ın, köftehorun “Sözün Büyüsü” adlı çakma kitabına yazdığı ön sözün ilk iki paragrafını yazısının baş tarafına yapıştırıvermiş. Akabinde Sayın Prof. Dr. Hamza Zülfikar’ın “www.hisse.net”, “forum.alternatifim.com” (20.05.2007)’da yayımlanan,
1- Beynamaz mısınız, Binamaz mı?
2- Anchorman,
3- Yoğun,
4- Türkiye Devleti,
5- Ajansa Düşmek,
6- Affedersiniz,
7- Ne İçersiniz
8- Altını Çizmek başlıklı yazılarıyla
“dersimize-debiyat.blogspot.com.tr” (13.04.2010)’de yayımlanan “Doğru Yazalım-Doğru Konuşalım” (13.04.2010) başlıklı yazısından bazı bölümleri makaslayarak yapıştırmış.
Bu da yetmemiş ve yazının finaline, amcası Rahim Er’in Türkiye gazetesinde 29.12.2004’te yayımlanan “Türkçe öğretememek” başlıklı yazısından bir bölümü ekleyivermiş…
Üç sayfaya yayılan çakma yazıda köftehorun tek satırı yok! Çakma beş kitabında olduğu gibi yazının tümü yürütme.
Böylelikle, Divanyolu dergisi de sırasını savmış oluyor…
Sen sağ, ben selamet…

KPSS’YE GİRMEDEN TRT’YE GİRMEK (NASIL OLUYORSA)
Divanyolu dergisinin sitesinden okuyalım:
“Sırrı Er
Temel Konuşma Teknikleri – Diksiyon, Etkili ve Güzel Konuşma Sanatı, Sözün Büyüsü ve Dünden Bugüne Söz Söyleme Sanatı isimli kitapların da yazarı olan Sırrı Er 1988’de TRT İst. TV’de çalışma hayatına başladı. TGRT, Kanal D, SHOW TV, ATV, CINE 5, STV, Kanal 7, Moral FM, 9. Kanal gibi TV ve radyolarda program yapımcılığı, sunuculuğu ve spikerliği yaptı. Birçok ödülün sahibi. Eğitim ve eser vermeye devam ediyor.” (http://www.divanyoludergisi.com/author/sirrier/)

Yazıyı okuduktan sonra “Allah Allah” dedik, “Yok yani insan merak etmiyor değil, KPSS’ye girmeden TRT’de çalışılabiliyor mu?”

Adam oradan buradan kopyaladığı (aşırdığı) yazılarla beş çakma kitap yazmış (Hayat Yayınları), tahsili meşkuk (şüpheli) bir kişinin, “Ben yüksekokul mezunuyum (köftehor hayali bir yüksekokul bitirmiş -Sahne Sanatları Eğitimi-) demesiyle TRT’ye giriliyor mu? Dört yıldır bu soruyu soran yok. Tahsili nedir soran yok.

Bu işin içinde torpil var mı? Torpili kim? İçinde TRT payı da olan 293.- TL elektrik parası ödeyen ben fakire, biri/birileri cevap verebilir mi acaba?

TALİP HARCAMACA
Locanın şen dullarından Ayça suratsızın teki. Paravan açılırken gelen taliplere bir bakışı var ki tarif edilemez. Kadın evlenmeye değil de locada oturup yorum yapmaya gelmiş.
Kadının renkli göz istemediği ayan beyan ortadayken yine bir talip ve gözleri renkli. Talibin yüzüne karş söylediklerine avukat hanım bile isyan ediyor.
Yöneticinin renkli gözlü talipleri Ayça’nın önüne kurbanlık koyun gibi atması çok manidar. (Esra Erol’la, FOX TV, 17.02.2015)
Haspanın ağlayıp zırlaması da cabası

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 30.01.2015/10.04: “Fırına benzettiğin çocuk bu çocuk mu?
Tercümesi: “Fırıncıya benzettiğin çocuk bu çocuk mu?”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 10.06.2014/11.45: “Başını kesecek kadar ne yaptınız?”
Tercümesi: “(O) başı kesilecek kadar ne yaptı?”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 10.06.2014/12.04: “Ortada doğru anlaşılmayan bir şey var.”
Tercümesi: “Ortada doğru anlatılmayan bir şey var.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 12.02.2015/10.25: “Para alındı dedi, değil çıktı.”
Tercümesi: “Para alındı dedi, alınmadığı anlaşıldı.”

İZDİVAÇ’TAKİLER PROBLEMLİ
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TGRT’de geçtiğimiz pazar akşamı katıldığı bir programda izdivaç programları hakkında “Normal insanlar gitmiyor, oraya çıkanların çoğu problemli” dedi.
Sunucumuz “İtham etmiş olmuyor musunuz?” diye araya girdi.
Hocamız, “Toplumun önünde kendilerini teşhir eden kişilerin bir patolojileri vardır” diye devam etti.
“Evliliğin anlamı bu değil” diyen Tarhan, “Evlilik gösteri malzemesi olmaz” ile konuya noktayı koydu.
“BENİM HASTAM BİLE GİTTİ”
Tarhan, “Bizim bir hastamız taburcu oldu ve oraya gitti. Biri evlenme teklif edince hastalığı nüksetti. Teklif eden bilmiyor, hastam ağzı iyi laf yapan birisi. Normal kişiler gitmiyor” diyerek anısını anlattı.
Ayrıca hocamın ‘gösteri malzemesi’ sözüne katılıyorum. Esra Erol’un programında bir yıldır orada oturanlar var, hatta gidip gidip tekrar gelenler de var…
Bir gerçek daha var hocam; ne kadar siz ‘evlilik müessesini korumak’ için program zararlı, katılanlar ‘normal değil’ diye söylenseniz de, burada konuşulanların gerçeklik payı mevcut…
Bu gösterinin gündelik yaşamdaki hâlleri böyle olabiliyor maalesef! (Sina Koloğlu, Milliyet, 16.12.2014)

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

Aşırmacı Sırrı Er, meşhur olsun olmasın yazarların, edip-şair ve devlet adamlarıyla filozofların yazılarından aşırmalar yaparak sahiplenmeyi pek sever. Yine öyle yapmış ve Yusuf Has Hacip’in bir sözünü keni yazısıymış gibi Face’e yapıştırıvermiş: “Diline dikkat et!! Dişini kırmasın…” (08.02.2015)
Adam takibe alındığını biliyor. Biliyor bilmesine de aşırmaları da son hızla devam ediyor.

Adamda utanma yok. Yusuf Has Hacip’ten bile aşırıyor. Kaynak belirtse bir yeri eksilecek zahir…

ALIŞMIŞ KUDURMUŞTAN BETERDİR
“Uzman” eğitimci ve çakma yazar Sırrı Er, Mustafa Acungil’in “mustafaacungil.wordpress.com” sitesine dalmış, oradan “Topluluk önünde nasıl konuşurum?” başlıklı yazısından bir bölümü aşırarak Face’e yapıştırıvermiş, adeti veçhile:

“Kendini yeterince iyi ifade edebilmek, insanların büyük çoğunluğunun eksikliğini hissettiği bir konudur. Özellikle bir topluluk önünde ya da tanımadığı kişiler önünde bunu yapmak, bazı insanlar için korkutucudur. “Arenaya, aç aslanlar önüne atılmış” hissinden farksız bir korku kaynağıdır. ‘Topluluk Önünde Etkili Konuşma Teknikleri’ isimli kitabımdan… (19.01.2014)”

Fehmi Batur, Emir Yasin ve 9 kişi daha bunu beğenmiş. Bir marifete şahit olmuşlar gibi. Hiçbirinin aklına Google’da aramak gelmemiş.
Eh artık çakma yazarımız cakasını satabilir

Not: Yazarımız hızını alamamış ve bir marifetmiş gibi aynı yazıyı bir kere de “yazargah.com”a yapıştırıvermiş. (17.027.2014)

KÖFTEHOR AHKÂM KESMEYİ PEK SEVER
Aşırmacı Sırrı Er, Fabebook’ta yine esmiş gürlemiş:
“Türkçeyi zorlayarak değil ancak sevdirerek koruyabiliriz…
Türkçe siyasetçilere ve dil jandarmalarına bırakılmayacak kadar da kıymetlidir…” (Sırrı Er, www.facebook.com, 01.02.2015)

Haddizatında (aslında), Türkçeyi kurtarmak için emek hırsızlarını dışlamak; “Hacı Bektaş Veli”nin adını “Hacı Bektaşi Veli”, rahmetli Gazi Osman Paşa’nın adını “Gaziosmanpaşa” (Eski adı Taşlıtarla) yazanlardan; “saç” ile “sac” (Saç boru daha sağlamdır. – Sobanın saçı delinmiş.), “ana dil” ile “ana dili” arasındaki farkı bilmeyenlerden temizlemek gerekir.

Kanal D çalışanı Emre Tilev’in “www.emretilev.com”dan 174 sayfa araklayanlardan, yazdığı beş çakma kitapta, kendisine ait tek sayfa bile bulunmayanlardan; “Batı” ile “batı” arasındaki farkı bilmeyenlerden, sorulara yanıt vermeyip kendi kendine ayna karşısında “ham hum şaralop” tekerlemesini tekrarlayanlardan. 16 senedir kendisine hakaret ettiğini belirttiği kişiden şekvacı olmayan (Sıkıysa açsın bir dava da boyunu görelim!);”Agop Dilaçar TDK Başkanlığı yaptı” diyen bilisizi uyarıp doğruyu söylemeyen Allah’ın cahili.

Çakma kitabına Prof. Dr. Şükrü:Halûk Akalın tarafından yazılan sunuş yazısını bile araklayıp kendi yazısıymış gibi sağda solda caka satan, sahte “Sahne Sanatları Eğitimi (Yüksekokul)” mezunu olduğunu göğsünü gere gere öz geçmişine ekleyen “yavuz hursız”ların kıçına tekmeyi basmak gerekir.

Ne anlama geldiğini bilmediği için İnternet’teki yazılarında bir kere bile olsa “noktalı virgül” (;) kullanmayan dil bilgisi özürlü çakma uzman.

Dil jandarması olan kişi 20.000 kişiyi isim vererek eleştirdi, “çakma uzman” adını vererek kimi eleştirdi. Maçası sıkmadığı için ad vererek bir kişiyi bile eleştiremez. Kendisi daha “vaasi” diyor, “vasii” demek yerine; “Yûnus Emre” diyemiyor, deniz memelisi gibi “yunus” diyor Allah’ın bilisizi.”deniz mili yerine “kınot” (cehaletinden olsa gerek.) diyen de kendisi.

Adamın ömrü yürütmekle geçiyor. Prof. Dr. Hamza Zülfikar’dan yürüt, Prof. Dr. Cahit Kavcar’dan yürüt, Dr. Metin Kılıç’tan yürüt, Rahmetli Şiar Yalçın’dan yürüt, Rahmetli Nejat Muallimoğlu’ndan yürüt, Rahmetli Rıdvan Çongur’dan yürüt, Beşir Ayvazoğlu’ndan yürüt (Çiçekler ve Renkler), Rahmi Er’den yürüt, Nüzhet Şenbay’dan yürüt, Suat Taşer’den yürüt. Yürüt babam, yürüt; yahu ilaç için senin bir sayfa yazın yok mu? (Şimdilik tespit edilen aşırma sayısı 500)

Sıkıysa Can Dündar’dan, Dr. Atilla Sarıkayalı’dan yürütsene maçan sıkıyorsa…

NAMUSLULARI BİLİYORUZ DA…
“Bu memlekette sağcı/solcu , ilerici/gerici yoktur. Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır. Siz namuslulardan olun. Cemil Meriç” (Sırrı Er,www.facebook.com, 30.01.2015)

Yok yani insan merak etmiyor değil. Kim bu namussuzlar?

Bu cümleyi Face’yapıştıran bir açıklama yapsa da öğreniversek diyoruz.

ŞAŞKIN ÖRDEK NEREDEN DALAR?

“San” anlamındaki kelime “unvan”dır. “Unvan”dır unvan olmasına da, tutarsuız davranışlarıyla nam salmış aşırma uzmanu Sırrı Er’e anlat bakalım.; ,
İşte örnekler.

1- “…ençok dinlenen (Sırrı Er’le Basında Bugün) program unvanını aldı. ”
2- “Teşekkür ederim Mehtap,’Devlet Sanatçılığ’ı unvanı için insanların birbirini yediği dönemde…”
3- “Efendi, imparatorluk devrinde, okumuşların ûnvanı idi.
4-“Yabancı sözcüklerin (ünvanlarda, dilimizde, müziklerimizde…”
5- (Sırrı Er’le Basında Bugün) program unvanını aldı.
6- “Türk milletinin asil ünvanı olmuştur”, “Efendi ünvanıOsmanlı sarayında geniş ölçüde kullanılmıştır.” (Etkili ve Güzel Konuşma Sanatı, s. 34)

LİDYA HANIM’IN TÜRKÇESİ
Bir sapık tarafından rahatsız edilen Lidya Hanım ekranda şikâyetlerini dile getiriyor. Birçok azınlık vatandaşımız gibi mükemmel Türkçe konuşuyor. Görüşlerini o kadar güzel ifade ediyor ki sunucumuz Müge Anlı bile şaşırıp takdirlerini belirtiyor! (atv, 31.10.2014)
Lidya Hanım aşağı yukarı Müge Anlı ile yaşıt. Kendisini Türkçeyi bu denli güzel konuşmasından ötürü kutluyorum. Özellikle kelime vurguları ile soru cümlesindeki vurguları mükemmel, konuşması, birçok sunucuya ders niteliğinde; ayrıca tek düşük cümle kurmaması da övgüye değer.

TAKDİR VE TEKDİR
Takdir ve tekdir, yani ödül ve ceza bir kayığın iki küreği gibidir. İkisini eşit ölçüde çekerseniz kayık sizin istediğiniz yere gider. Aksine bir tanesini fazla çekerseniz kayık olduğu yerde dönüp durur ilerleyemez.”(Mustafa Kartalcıklar, Melez adlı romandan)
Takdir: “Beğenme, beğenip belirtme, değer verme.”
Tekdir: ” Azarlama, paylama.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 17.03.2014/10.21: “Çok sokaktaki çocuk kötü niyetlilerin hedefi.”
Tercümesi: “Sokaktaki birçok çocuk, kötü niyetlilerin hedefi.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 17.03.2014/10.06: “O gece Ali’yi öldürüldüğünü itiraf etti.”
Tercümesi: “O gece Ali’nin öldürüldüğünü itiraf etti.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 18.03.2014/12.10: “Dedenin Emin’e borcu vardı.”
Tercümesi: “Dedenin Emin’den alacağı vardı.”
Biz boşuna mı Türkçe özürlü diyoruz kendisine…

BUNLAR DA KISA KISA
* Sırrı Er, www.fazebook.com, 12.08.2014: “Sevgili Atalay Bey üretmezseniz, üretirler sizde kullanmak zorunda kalirsıniz:):)”
“Uzman” eğitimci Sırrı Er, “dahi” anlamındaki “de”nin ayrı yazılacağını bilmiyor! Doğru yazım:… siz de kullanmak zorunda kalırsınız.

* Yeni Şafak, 12.01.2015: “… sorumlu kim, ne yapılacak, ne zaman yapılacak, bunun mali portresi ne?”
“Porte” ile “portre”yi karıştırma sırası bu sefer Yeni Şafak’ta…

* Funda Koray, Radyo Nağme, 10.02.2015/16.17: “Bursa’nın Keleş ilçesinde doğmuş…”
Bursa’nın Keles ilçesi, TRT spikerinin dilinde “Keleş” oluveriyor!

* www.yenisafak.com.tr, 08.06.2014:: “Bu sebeple klimanın verdiği havanın direk olarak yüz ve vücudun diğer bölgelerine isabet etmemesi gerekir.”, “… o bölgeler bir şal ile sarılarak soğuk havanın direk temas etmesi önlenebilir.”
Kelimenin Türkçe karşılığı (doğrudan) varken İngilizcesini (direct yazmaya çalışıp onu da becerememek.

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

Müzmin aşırmacı Sırrı Er, uzman geçinir ama değil “uzman”, uzmanlığın yanından geçmediği gibi çıraklığın bile yanından geçmemiştir. İşte ispatı:
Köftehor, “Batı” ile “batı” arasındaki farkı bilmediği için aşırdığı yazılarda tutarlılık yok.

İşte örnekler
1- Bunu çok iyi bilen batı dünyası çocuklarına çok zengin bir dil eğitimi veriyor.
2- Dostlar, bu söz Batılı kaynaklarda “anonim” olarak geçiyor.
3- … anaokulundan itibaren başlanmalı eğitime; Batıda olduğu gibi
4- Güzelim dilimizi Batı dillerinin etkisine açık bıraktık.
5-Türkçemizin yanlış kullanılması, Batı diliyle konuşulması beni çok …
6- Dünyevî bir menfaat için Batı dillerinden günde 40-50 kelime ezberleyen…
7- Bir zamanlar batı ve doğu kültürlerinde en çok para kazananlar ve itibar…
8- Anadolu ve doğulu oldumuz için size iran edebiyatının çok derin bir …
Batı: ”
Güneşin battığı yöndeki ülkeler bölgesi, Garp”
batı: ”
Yeryüzündeki başlıca dört yönden güneşin battığı yön, gün batısı, günindi, garp, mağrip, doğu karşıtı.”

Köftehor,”ana dil” ile “ana dili” arasındaki farkı da bilmediği
için, Mert Ateşdağlı’nın “wowturkey.com”daki yazısındaki “Başka bir söyleyişle, adadilinin bilim ve düşünce aktarımında ve üretiminde eğitimciye sağlayacağı kolaylığı hiçbir yabancı dil, anadili kadar sağlayamaz.” cümlesindeki “anadilinin” kelimesini “ana dili” hâline dönüştürüyor!

Köftehor, adı geçen yazıdan dört paragraf aşırmış ve gerekli operasyonu (Kendisi, kelime cambazıdır, aşırırken operasyon yapmayı hiç ihmal etmez.) yaparak, “www.yazete.com”a, “Yabancı dil bilmek güzel ama…” başlığıyla yapıştırıvermiş. (28.01.2013).

Kim bilir, aşırmacıyı “Sırrı Abi, bunları (yazıları) burada (www.facebook.com) harcama gel “www.yazete.com”da yaz” diyen Emrah İriç de ne kadar sevinmiştir, marifeti için.

ATATÜRK’ÜN SÖZÜNE SAHİP ÇIKMAK!
İntihalci Sırrı Er, Mert Ateşdağlı’nın “wowturkey.com” sitesinden aşırdığı yazının (28.01.2013) kelimelerini değiştirdiği gibi, cümleden de Atatürk’ün adını çıkartarak,www.yazete.com”a yapıştırıp (28.02.1013) marifet yaptığını sanmış!

Önce Ateşdoğlu’nun cümlesi:
“Ulusal varlık ile dilin yakın ilişkisini bilen Atatürk’ün ‘Yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.’ sözünü uygulamaya geçirmek gereklidir.”

Şimdi de aşırmacının cümlesi:
Millî varlık ile dilin yakın ilişkisini hatırlatıp, “Yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” sözünü uygulamaya geçirmek gereklidir.

YANLIŞIYLA BİRLİKTE AŞIRMA
SAYIN ERDAL TUŞUNER’İN KULAKLARI ÇINLASIN
KENDİLERİ KÖFTEHORUN YAR-I VEFAKÂRIDIR
Müzmin, azgın ve iflah olmaz intihalci Sırrı Er, kitap yazacak ya; girmiş, “www.emretilev.com” sitesine. Allah ne verdiyse aşırmış (aşırmak, başlıca becerisidir köftehorun), tam 174 sayfa. Bilgiler yanlış mı doğru mu hiç kontrol etmeden. Beleş tarafından olsun da nasıl olursa olsun.

Ne diyordu Yedi Kocalı Hürmüz’de Kadı Sıracettin: “Helal haram ver Allah’ım, kadı kulun yer Allah’ım.” Köftehorunki de o hesap.
Kitabının 94. sayfasını okuyalım:

“Örnek vermek gerekirse:
Saç
1. anlamı: Başın ense, alın ve iki kulak arasını kaplayan kıllar.
2. anlamı: Demir levha, demirden yapılmış.
Kısa saç sana yakışıyor. – Çocuğun saçı çok uzundu.
Saç boru daha sağlamdır. – Sobanın saçı delinmiş.
(Temel Konuşma Teknikleri ve Diksiyon/Hayat Yayınları-2013)”
Hadi Sırrı Er’in bilgisi yok; “saç” ile “sac” arasındaki farkı bilmiyor, ki normaldir. Kendisi iki kelime arasındaki farkı bilemeyecek kadar da cahildir…

Ya kitabın yayın yönetmeni Necati Bayrak ve editör Esranur Bayrak’a ne demeli. Onların görevi ne? Ne olacak, salla başını al maaşını…
Acırım acırım da gariban öğrencilerin/spiker adaylarının para verip de aldıkları kitaptan bir şey öğreneceklerini sananlara acırım…

“KONTROL” KELİMESİ EK ALINCA
Yaptığı işle ilgili hiçbir tahsili yokken, kendi kendini diksiyon hocası ilan eden intihalci Sırrı Er, “kontrol” kelimesine ulanacak sesli harfin ince olacağını bilmiyor ve “Doktor kontrolu altında olmak kaydı şartiyle” ve “Doktor kontrolunda ilaç ile tedavi” diyor.(TRT Radyo 1, 04.12.2014/11.00)
“Kontrolü” ve “kontrolünde” demesi gerekirken.
Köftehor “uzman” ya
Bu yetmiyor ve uzmanımız “TABLO” derken de “L” harfini kalın olarak seslendiriyor.

ÇATLASAN DA PATLASAN DA
Uzman aşırmacı Sırrı Er, Twitter’de ben fakire ambargo uygulamış, yazılarını görmemem için talimat vermiş. Face’de de yoruma kapalıyız (Adam bizden öyle korkmuş ki -tabii adamı zırt pırt enselersen, olacağı budur-).
Bir süredir Face’te pek yazısı çıkmıyor fotoğraflarla iktifa ediyor. “Allah Allah, köftehora ne oldu, niye yazmıyor” diye merak ederken Türkçe Gönüllülerinden A.B. yazıların tamamını kopyalayıp gönderdi (İngiltere üzerinden) bakalım aşırmacı şimdi ne yapacak.
Aşırmacılıktan vaz geçirinceye kadar ensesindeyiz haberi olsun.

ESRA EROL KONUŞURKEN MÜGE ANLI DUT YEMİŞ BÜLBÜL
“Bizim kanalın sahibinin yaptığı açıklama İslamofobik bir açıklamadır. Kendimce, bir Müslüman olarak kınıyorum. Söylemesem delirirdim. Fox TV ekranında yayın yapıyorum ama terörün asla dini yoktur, dinle alakası hiç yoktur” (Esra Erol, Bugün, 14.01.2015)

Tebrikler, “delikanlı” Esra Erol’a gidiyor. “Müge Anlı” mı dediniz? O bu konularda “dut yemiş bülbül”leri oynar. Soma’da yok, (Tam kendi konusuyken) Hiç işi yok da 301 kişinin hayatını kaybettiği Soma’dan naklen program yapıp suçluları arayacak. Karşısına gelen ümmileri ve ilkokul mezunlarını paylamak varken. Van depremzedeleri için parmağını oynatmaz.
Esra Erol’un Evlendirme programında, 27 yıldır ailesini arayan Fatih’in ve kız kardeşinin ailesini bulduğu için kutlamaz. (Esra Erol programında, “Bu işler Müge Anlı”nın görevidir” dediği hâlde).
O nedenle tebrikler Esra Erol’a (bir kere daha.)

KOŞULSUZ ŞARTSIZ
“Koşul” ve “şart”ın eş anlamlı iki kelime olduğunu bilmeyen reklamcılar, “Finish” markası için yaptıkları TV reklamında erkek spikere, “Koşulsuz şartsız iade fırsatıyla” dedirtiyor. (atv, 19.01.2015/10.46)
İlkokul mezunu büfecinin “Saç kavurma” yazısına tahammül ederiz de “yüksek ilkmektep” mezunlarının bu hatasına dayanamayız!

TRT SPİKERİ NASIL OLMALI
TRT spikerinin sesinin mikrofonik olması gerekir. Konuştuğu zaman onun sesinin kim olduğu anlaşılır. Ses kişiliği denilen tanımlama budur. Erkekse sesinin “basbariton” veya “tenor” olması gerekir.

Cengizhan Cevahiroğlu’nun gençliğinde hiç TRT haberi dinlemediğini sanıyorum ayrıca alt yapısı konusunda da şüphelerim var bunu da sezinlememin sebebi, cümle sonu tonlamasının da olmaması.”

KELEBEK ETKİSİ
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Kelebek etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır. Edward N. Lorenz’in çalışmalarından biri olan Kaos Teorisi ile ilgilidir. Daha sonralarda hava durumuyla ile ilgili verdiği şu örnek ile ünlenmiştir. “Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, Dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.”
Fakat daha çok yaratılan bir kaosun büyüyerek artmasını ifade eder. (tr.wikipedia.org)

MÜGECE,
Müge Anlı, atv, 02.12.2014/10.11: “Bu boynumuza biçilen görev.”
Tercümesi: “Bu iş boynumuzun borcu…”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 20.03.2014/10.08: “(Oğlunuzu) Sizin oraya bindirseniz.”
Tercümesi: “Onu Marmaray’a bindirseniz.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 10.03.2014/12.32: “Onu da çok şey yapmıştık.”
Tercümesi: “Onu da çok irdelemiştik.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 10.03.2011/11.23: “Kastamonu kolay bulunacak bir yer değil.”
Tercümesi: “Kastamonu’daki olay yeri, kolay bulunacak bir yer değil.”

BUNLAR DA KISA KISA
* Fulya Soybaş Işık, Kanal D, 26.01.2015/19.10: “(Yunanistan Başbakanı) Çe Kevero hayranı…”
“Che Guevara” şeklinde yazılan isim “Çe Kevara” şeklinde seslendirilir.
* Dilek Hanif, Sabah, 07.02.2009: “Çok da elegan oldu.”
Kelimenin Türkçe karşılığı (şık/şıklık) varken İngilizcesini (elegance) yazmak…

* Hıncal Uluç, Sabah, 12.11.2014: “Babam su katılmadık Çerkes..”
Hıncal Uluç ırkının adını bazen “Çerkez” bazen “de “Çerkes” şeklinde yazmakta bir sakınca görmüyor. Yine dua edelim, sıraya “Çerkeş” adının girmediği için.

* Cumhuriyet, 19.03.2014: “Daha sonra 420 milyon lira muammen bedelle çıkılan ihaleyi…”
“Oranlanan, tahmin edilen” anlamındaki sıfatın doğrusu, “muammen” değil, “muhammen”dir.

* Yeni Akit, 08.05.2014: “Ama bu Abdullah Gül’ün ilanihayet siyasetin dışında kalacağı anlamını taşımıyor.”
“Sonsuza kadar” anlamındaki zarf, “ilanihayet” değil, “ilanihaye”dir.

* Sırrı Er, www.yazete.com: “Fransızca olan “Diksiyon” kelimesi güzel ve etkili söz söyleme olarak târif edilmektedir. “Diksiyon” söz söylemede kurallara riayet etmek demektir aslında.”
“Diksiyon”un anlamı: “Seslerin, sözlerin, vurguların, anlam ve heyecan duraklarını kurallarına uygun olarak söyleme biçimi” ve “Konuşulan dilin incelenmesi ve kullanılması”dır…

* Cem Küçük,Yeni Şafak, 19.11.2014: “Diyelim ki provoke etmek istedi. Olma sende!”
“Dahi” anlamındaki bağlaç “de” kelimeye ulanmaz! Doğru yazım: “Olma sen de!”

* Sırrı Er, www.yazete.com, 24 Ara 2012 – Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethi, kol kuvveti ile değildir.”
Yorumsuz…

* Pakize Suda, Hürriyet, 20 Şub 2007 – Ayol oracıkta hücceten gidersiniz çoğunuz, ne dondurması!
“Ansızın (ölmek)” anlamındaki zarf “fücceten”dir

* Refiğ Denker, Hürriyet, 06.9.2008: “TRT’de bugüne kadar böyle yobaz, çağdışı ve MÜLTECİ bir zihniyet olmadı…”
“Mürteci” (Yeni düzene karşı direnen, gerici) ile “mülteci” (sığınmacı) karıştırılmış!

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

“Uzman” eğitimci ve uzman intihalci Sırrı Er, değişik görüşlü kişilerin yazılarından kopyalayıp yapıştırdığı için kimi zaman bölge adını “Uzakdoğu” kimi zaman da “Uzak Doğu” şeklinde kullanıyor.

Yeteneği olsa kendine göre bir yazım kılavuzu hazırlayıp aşırdığı yazıların kelimelerindeki tutarsızlıkları önleyecek amma…
Neredeee onda o akıl…

MEŞHUR TÜRKÜYÜ BİLMEYEN KİŞİ TÜRKÜ PROGRAMI SUNUCUSU
Adam en ünlü türkülerimizden birinin adını bilmiyor, ödül olarak, TRT İstanbul Radyosu’nda Türkü programı sunuyor!
Sırrı Er, Konuşmak Sanattır (Nesil Yayınları, s.27) adlı kitabında desteksiz atıyor (Köftehor desteksiz atmaya pek meraklıdır.): “Ahmet Üstün diye bir sanatkârımızın meşhur bir türküsü vardı : ´İlimon taşa, ilimonda yara var´…”
Zekeriya Bozdağ’ın Orta Anadolu´dan derleyerek TRT repertuvarına kazandırdığı ve “İlimon ektim taşa/İlimon da yar aman/Bitmedi kaldı kışa” dizeleriyle başlayan türkümüz; Sırrı Er´in oradan-buradan özensizce toparladığı kitabında (!) ne hâle geliyor !!!
Bilindiği gibi dillerden düşmeyen meşhur türkünün adı, “İlimon ektim taşa”dır…

TUTARLI OLMAK NE “DİMEK”?
İntihalleriyle ünlü TRT sunucusu Sırrı Er, TRT Radyo 1’de anlatıyor:
“Nasrettin Hoca merkepten düşünce rivayetlerde de ağaçtan düştüğü söyleniyor. ‘Bana hekim getirmeyin, ağaçtan ya da merkepten düşmüş bir adam getirin. Benim hâlimden ancak o anlar.” demiş. (08.01.2914)
Hikâyede Hoca’nın damdan düştüğü bilindiği hâlde…

KORKU DAĞLARI BEKLER
Sırrı Er ve muhipleri, hem Facebook’ta hem deTwitter’daki hesaplarına yorum yapmamı engelledikleri gibi, Twitter’daki yazılarını görmemi de engelliyorlar.

YÛNUS” DİYEMEYEN “DİKSİYON” HOCASI

Youtube’e yüklenen Sırrı Er’in bir konuşmasını hayretle dinledim. Ayrıca İstanbul Radyosu’ndaki konuşmalarında adam Bizim Yûnus’un adını söyleyemiyor ve denizde yaşayan memeliden bahseder gibi, “Yuunus” demesi gerekirken!

“KURALI VARDIR” DİYENE BAK
Hem başlıktaki mesajı vereceksiniz hem de “Türkçe” kelimesine ulanacak eklerin kesme imiyle mi yoksa kesme imsiz mi kullanılacağı konusunda tutarsız davranacaksınız.
işte örnekler:
1- “… kuralı olduğu gibi Türkçe’nin de kendi kuralları vardır”
2- “Türkçenin güçlü söz dağarcığını konuşmalarına yansıtıyor.”
3- “Türkçe’nin Adı Var (Kitap adı”
4- “Türkçeye saygı duyan, meseleye sorumlulukla yaklaşan”
5- “Türkçe’nin güçlü söz dağarcığını konuşmalarına”…”
6- “Türkçenin günümüzde çok kötü kullanıldığını savunan”
Eeee, “uzman eğitimci” Sırrı Er’den de bu beklenir doğrusu!
MÜGECE
Müge Anlı, atv, 27.01.2014/10.38: “Senin kaybolan senin ablanmış.”
Tercümesi: “Kaybolan senin ablanmış.”
MÜGECE
Müge Anlı, atv, 27.01.2014/10.55: “Çok herkesin yapabileceği bir şey değil.”
Tercümesi: “Herkesin yapabileceği bir şey değil.”
MÜGECE
Müge Anlı, atv, 10.09.2014/11.08: “İki tane çocuğun annesini iki tane çocukla bırakıp giden…”
Tercümesi: “Çocukların annesini iki çocukla bırakıp giden.”

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

Yazma yetisi ve konu hakkında bilgisi olmadığı için oradan buradan kopyaladığı yazılarla sitelere yazan ve bu arada beş çakma kitap yayımlayan intihalci Sırrı Er’le ilgili bir tespitimizi sunuyoruz:
Efendim, eski TDK Başkanı Sevgili Kardeşimiz Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın, çakma yazarımızın Sözün Büyüsü adlı kitabına ön söz yazmış. Köftehor intihale doymamış olacak ki bu ön sözden bile aşırmış:

“Türkiye’de özel radyo ve televizyonlar yayına başladıktan sonra çoğu eğitimsiz ve deneyimsiz kişilerin kameraların ve mikrofonların önüne geçmesiyle Türkçede yozlaşma ve yabancılaşma da hız kazandı. Türkçede yer almayan yabancı kökenli sözlerin hatta ünlemlerin yaygınlaşması, zengin söz varlığımıza rağmen radyo ve televizyon programlarında kısır bir kelime dağarcığıyla programların sunulması, Türkçenin seslerinin eğilip bükülerek yabancılaştırılması gibi olumsuzluklar ilk anda akla gelenler…

Kitle iletişim araçlarında kaba, bozuk, yozlaştırılmış ve yabancılaştırılmış bir dil kullanılması özellikle çocukların ve gençlerin dilini de kısa zamanda etkiledi. Kitle iletişim araçlarının yaygın olmadığı, hatta bulunmadığı dönemlerde dile, yabancı kaynaklı bir sözün girmesi yıllar, yüzyıllar alırken; şimdi özel radyo ve televizyonlar yolu ile yabancı kökenli sözler, yozlaşmış biçimler bir anda yaygınlaşıyor. Radyo ve televizyon yayınlarındaki bu ‘yozlaşmışlığa’ sessiz kalınmamalı.”
Aşırmanın yayımlandığı siteler:
1- www.sirrier.com.tr/sozun-buyusu/

2- www.sirrier.ckitaplari/
3- www.spikerliksunuculukkurslari.com/ustalarin-gozunden
4- www.yazete.com/yazilar/sirri-er/en-kiro-men/476919/

5- www.divanyoludergisi.com/yazilar/en-kiro-men/

Çakma “yazar”ın kitapları incelenmekte. Tespitlerimizi bilahare yazacağız.

PALAVRADAN KELİME KULLANIMI
Dilimizde yayınlamak diye bir fiilimiz yok; “neşretmek” anlamında “yayımlamak” var. Var olmasına var da “uzman eğitimci” Sırrı Er’in bundan haberi yok.
İşte yazdıkları:
1- İnternet Haber’de makaleleri yayınlandı.
2- TRT Radyo 1 de yayınlanan Yönetimler ve Çözümler programını…
3- … etkili iletişim uzmanı sırrı er’in sunduğu trt radyo 1’de yayınlanan…”
4- 2005 İnternet haber’de haftanın her günü makaleleri yayınlandı…”

İşte uzman “dedüğün” böyle olur ülkemizde…

ADAM AŞIRMAYA ALIŞMIŞ BİR KERE
Azgın intihalci Sırrı Er, “www.facebook.com”dan bildiriyor: (09.01.2015)
“Dostlar son zamanlarda üzerinde gerekli gereksiz herkesin konuştuğu, fikir beyân ettiği Osmanlı Türkçesi meselesiyle ilgili düşüncelerim…
(http://yazargah.com/yazaryazi/ser/seryazi6.html)
Köftehor güya düşüncelerini bildiriyor. Girmiş Zaman gazetesinde, Prof. Dr. Turan Karataş’ın “Osmanlıca mı Osmanlı Türkçesi mi?” başlıklı yazısına (03.08.2009), önce başlığı aşırmış sonra da bölüm bölüm yazıları:
“Alev Alatlı ve Yazgülü Aldoğan ‘Osmanlıca başka bir dil değil’ cümlesini yanıtlarında zikretmişler.Bu vurgu, kanaatimce önemliydi.”
Cümleyi makaslayıp “www.yazargah.com”a yapıştırıvermiş: “Alev Alatlı ve Yazgülü Aldoğan ‘Osmanlıca başka bir dil değil’ diyor. Bu vurgu önemli” (09.01.2015)
İşte aşırmacının “düşünceleri”… El’ın yazısıyla yazar geçinmek!

“YAZAR”IN DÜŞÜNCELERİ(!)
Sırrı Er, güya Osmanlı Türkçesi meselesiyle ilgili düşüncelerini aktarıyor:
Gir Zaman gazetesinde Prof. Dr. Turan Karataş’ın “Osmanlıca mı Osmanlı Türkçesi mi?” (03.08.2009) başlıklı yazısına, kopyala ve kendi yazısının neredeyse tamamına yakınını bu yazıdan aktar. (www.facebook.com, 09.01.2015)
Merakımız,”Söz konusu dönemde Arap alfabesinin (Osmanlı alfabesi demek de yanlış değil) kullanılmış olması ayrıksılığı artıyor.” cümlesinin “aşırmacı” tarafından neden makaslandığı?

Ne oldu? “Yazar” Sırrı Er düşüncelerini aktardı!

Turan Yazgan’ın yazısının altındaki not:

“YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.”
Umarım gerekli izin alınmıştır.

TİLKİ MİSALİ
Yazma yetisi olmayan intihalci Sırrı Er, oradan buradan topladığı yazılarla makale yazıyor yetmedi kitap yazıyor. Bugüne kadar da benden başka biri uyanıp “Dur bakalım bu kadar bilgili kişi kimdir, kes yapıştır mı yapıyor?” diye İnternet’te araştıran da çıkmamış. dört bine yakın takipçisi de yazıları pek beğenip sitelerde bunu belirtmiş.

Bilimsel bir çalışmasının da olmadığını gördüğüm yazar, nasıl oluyor da meydanı bu kadar boş buluyor, anlam vermek mümkün değil.
Google’da şöyle bir dolaşayım dedim. Bir de göreyim. Korkunç bir koleksiyoncu gibi oradan buradan topladığı bilgileri kendi yazısıymış gibi davranmayı âdet edinmiş.

Konulara baktığımızda da “Tilkinin 40 tane hesabı vardır, kırkı da tavuk üzerine” atasözünde olduğu gibi, köftehorun da 10 tane konusu var 10’u da Türkçe üzerine. “Kabiliyet” meselesi…

Moral Haber’de 02.10.2006’da yayımlanan “Bir dünya dili olacak Türkçe” başlıklı yazısı da aynı şekilde turnikeye gimiş yazılardan biri.
Yazı sekiz yıl, iki ay ve11 gün kalafatta kaldıktan sonra, yanlışlarıyla birlikte,13.12.2013’te intihalcinin “www.sirrier.com.tr”de yeniden yayımlanmış.

Ne diyelim, “Allah akıl fikir versin” diyelim ve iki yazıyla ilgili eleştirimizi de yakında yazacağımızı belirtelim…

PROFESÖRDEN AŞIRMA
Azgın intihalci Sırrı Er, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cahit Kavcar’ın, “Türkçenin Güncel Sorunları” başlıklı yazısından intihal (aşırma) yapmış, İki sayfa A4 boyutunda. Her zaman yaptığı gibi.
Köftehor, Profesörün yazılarına dadanmış bir kere (Yoksa madeni keşfetmiş mi?). Bu sefer de girmiş “yaz.bilgicik.com” adlı siteye, oradan aşırdığı yazıyı, “Dil eğitiminde öğretmen etkisi” başlığıyla “Moral Haber”de yayımlatmış. (30.11.2014, saat 12.38)
Enselenmemek için de bir paragraftaki cümleyi değiştirivermiş. Değiştirmiş değiştirmesine de aşırırken, günün birinde kiminle dans edeceğinin farkında değilmiş köftehor…

ALNININ AK SÜTÜ
Deyimler ve atyasözlerini yanlış kullanmakta Müge Anlı’nın eline kimse su dökemez.
Yine yanlışını sergiliyor: “Alnınızın ak sütüyle para kazanıyorsunuz.” (atv, 31.10.2014/12.12)
Hadi diyelim dil sürçmesi oldu, dönüp doğrusu söylenemez mi? Yanlışı yapan Müge Anlı ise söylemez. Malum, damarı (Arnavut) var ya…
“Ananınızın ak sütü gibi para kazanıyorsunuz” demek varken.

ÇILGINCA ALKIŞLANMAK
Ülkemizde istenmeyen olaylar meydana gelmiş (6-7 Ekim olayları) 30 küsur kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmış, binlerce konut ve işyeri yakılmış, işyerleri talan edilmiş,bazı illerimizde sokağa çıkma yasağı başlamış, halkımız diken içindeymiş ne gam.

Kendini 18 yaşında sanarak omuzları açıkta bırakan frapan bir giysiyle ve çılgınca alkışlar arasında Müge Anlı stüdyoya giriyor. Çılgınca alkışlayanlar âdeta parayla tutulmuş figuranlar (tümü kadın), programa hiçbir katkıları yok. Yok eğer figüran değillerse orada işleri ne, fikirleri niye sorulmuyor?
Ayrıca eskiden Rahmi Bey’in bir görüşü çılgınca alkışlanırdı; ne oldu acaba Rahmi Bey’in alkışlaması yasaklandı mı?

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 06.09.2013/11.43: “Bir şeyden çekip korkuyorsanız…”
Tercümesi: “Bir şeyden çekinip korkuyorsanız…”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 06.09.2013/12.28: “Morarıklarına gerekçe olarak…”
Tercüme: “Morluklarına gerekçe olarak…”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 20.03.2014/11.34: “Arananlar da şey altında arıyorlar.”,
Tercümesi: “Arayanlar da öküz altında buzağı arıyorlar.”

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

Sırrı Er’in amcası Rahim Er, Türkiye gazetesinde Türkçe öğretememek başlığıyla bir makale kaleme almış. (29.12.2004)

Azgın ve iflah olmaz aşırmacı Sırrı Er, yazıyı kopyalamış ve bir kenara koymuş, ta ki “www.sirrier.com.tr” adlı sitesini kuruncaya kadar.

Siteyi kurduktan sonra, sağdan soldan kopyaladığı yazıları,(Moral Haber’de yaptığı gibi) yayımlamaya başlamış.

Günlerden bir gün amcasının yazısı aklına gelmiş ve hemen siteye yapıştırıvermiş. Yapıştırıvermiş de yazıyı güncellemek aklına gelmemiş köftehorun…

İşte yazıdan bir cümle: “Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik geçenlerde ‘… çocuklarımıza Türkçe öğretemiyoruz’ diyerek çok samimi, fakat aynı zamanda da çok acı bir itirafta bulunmuştu.” (28.12.2012)

Hüseyin Çelik, 17.03.2003’te göreve gelmiş, 03.05.2009’da yerini Nimet Çubukçu’ya bırakarak Bakanlık’tan ayrılmış ne gam. Beleşten yazı olsun da nasıl olursa olsun; güncellemek müncellemek de neymiş?
Adama bakın be, yazıyı sekiz sene bekletmiş, herkes unutmuştur diye piyasaya sürmüş. Buna iflah olmaz intihalci denilmez de ne denilir?

AŞIRMACI ÖZTÜRKÇEYİ TU KAKA EDERKEN
Ünlü aşırmacımız Sırrı Er, dadandığı Prof. Dr. Cahit Kavcar’ın “Türkçenin Güncel Sorunları” başlıklı yazısından bazı bölümleri aşırararak “Moral Haber”, “www.sirrier.com.tr/makaleler” ve “www.sirrier.com.tr/aouthor.admin”deki köşesine taşımış, “Dilde Zaaf” başlığıyla. (Bir yerden aşır, üç değişik zamanda bir marifetmiş gibi yayımla. Köftehorun kapasitesi aşırdığı yazılarla sınırlıdır! Kitapları incelenmektedir, orada rastlarsak yazmak boynumuzun borcu olsun.)

Köftehor “Öztürkçe Saçmalığı” başlıklı yazısında Öztürkçecilere ve Öztürkçe kelimelere şöyle bir veryansın ettikten sonra, elinden geldiğince Öztürkçe kelimeler yerine Arapçadan/Farsçadan dilimize giren kelimeleri tercih etmekte ve sözde dil ırkçılığı yapmakta fakat yeterli bilgisi olmadığı için bazen, hatta bazen değil hayli zaman çuvallamaktadır.

Aşırdığı bölümlerden birinde “kelime”leri “sözcük” şekline dönüştürürken, “etken”i “faktör” “sorun”u da “problem” yapıvermiş!

“Uzman”ın “faktör” ve “problem” kelimelerinin Fransızcadan dilimize girdiğinden haberi yok, Öztürkçe kelime olmasın da varsın Fransızca olsun.
İşte uzman geçinen bilisizin yaptıkları budur efendim…

DİKSİYON HOCASININ CEHALETİ
İddialı bir kişi şu Sırrı Er, hem intihal (aşırma) yapıyor hem köşelere yazı yetiştiriyor, hem “konferans”lar veriyor ve kitaplar yazıyor. Haftada iki gün de belediye başkanlarını ağırlıyor İsdtanbul Radyosu’nda Köşelere yazdığı yazılar da pek öyle ahım sahım konular değil. Sekiz senede yazıların konusu hep aynı. Moral FM’de başladığı yazarlık serüveninde, örnek olarak amcası Rahim Er’den 2004’te yürüttüğü yazıyı sekiz sene bekletip 2012’de tekrarlamış kerata ( Küçüklere sevgi ile söylenen bir sitem sözü)

Yazıyor yazmasına da kendi kafasına göre takılıyor, kimi zaman TDK sözlük ve yazım kılavuzuna uyuyor kimi zaman da aşırdığı (özellikle Öztürkçeci yazarların) yazıların yazarların kullandıkları yazım kılavuzlarına.
Girmiş,
“groups.yahoo.com/neo/groups/balgoc/conversations/…/12218” sitesine oradan “Bunun sebebi dinimiz midir? Haşa.” (Başarılı Konuşma Teknikleri, sayfa. 55 Hayat Yayınları) cümlesini, atmaca gibi saldırıp hemen sahiplenmiş.

Garibim nereden bilsin “Dine aykırı görülen bir ihtimalden söz edilirken kullanılan bir söz” anlamındaki ünlemin “hâşâ” şeklinde yazılacağını ve “haaşaa” şeklinde seslendirileceğini.

Bir şeyler öğrenmek maksadıyla kitabı satın alanlar da bu yutturmacaya maruz kalıyorlar tabii olarak.

Garibim bilse “haşa”nın, “büyük çuval” ve “Eyerin altına konan kalın kumaş.” olduğu yazacak amma nerede o bilgi. Varsa yoksa aşırma.

Not:
Arada sırada yem olarak attığım yanlış imla ve ifadelerden de haberi yok. Haberi olsa, “Bak sen de şunu yanlış yazmışsın diyecek amma…

Herkesin çaparisine takılan balıklar, ağızlarından yakalanır. Benim çapari, balığı anüsten yakalar. Kaçsa bile hayatı kaymıştır.

“YAKINDAN KUMANDA”DAN :
Meğer spiker kızımız kuşdili eğitimi almamış!
HÜSEYİN Movit’i artık bu köşenin müdavimleri yakından tanıyor. O ve arkadaşları, Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu olarak Türkçenin doğru kullanılması için büyük uğraş veriyor. Hüseyin Ağabey salı günü tv8’deki “İpek Yolu”nun konuğuydu. Sunucu İpek Tanrıyar, belki de meslek yaşamının en zor programlarından birini yaptı. Her kelimesini ölçüp, tartmak zorunda kaldı. Bir gözü hep, Hüseyin Ağabey’in üzerindeydi. Doğru kullandığı her kelime için ağabeyimizden “aferin” aldı. Sonunda, programı hatasız tamamlamanın keyfini yaşadı. Haydi yeri gelmişken, Hüseyin Movit’in başından geçen son olayı da sizlerle paylaşayım.

Bizim Gölge Kültür Bakanı Movit, adı bizde saklı bir televizyon spikeri hanım kızımızın yaptığı telaffuz hatasını söylemek için onu arıyor. Spiker, hatasını şiddetle reddedip, “Ben Gülgun Feyman’ın kursunu bitirdim. Diksiyon dersi aldım” diyor. Movit, Kadıköy Altıyol’da Feyman’ın ders verdiği Kuşdili Spikerlik Kursu’nu kastederek, “Kuşdili’nde mi aldın?” diye soruyor. Spiker kız yanıtlıyor: “Hayır, Türkçe aldım!” (Yüksel Aytuğ, Sabah, 26.05.2006)

TUTARLI OLMAK MI DEDİNİZ?
Sırrı ER, kullandığı kelimeler ve kişi adlarının yazılmasında tutarsız bir kişi.
Bir yazsında Yusuf Has Hacib yazarken bir diğerinde Yusuf Has Hâcib bir başka yazısında da Yusuf Has Hacip yazmakta sakınca görmüyor.
Çelebi, “uzman” eğitimci “dedüğün” böyle olur ülkemizde…

“TIP” KELİMESİNE SESLİ HARF ULANINCA
Müge Anlı imla kuralına uymamakta ısrar ediyor hem de yıllardır.
Peş peşe yaptığı hatalar:
– Gidin bugün Adli Tıp’a
– Adli Tıp’a gönderdi.
– Bakın bakalım Adli Tıp’a
– Adli Tıp’a da…
– Adli Tıp’a gelen…
– Adli Tıp’a gönderiyoruz. (atv, 06.01.2015/10.07)
“Tıp” kelimesine sesli harf ya da sesli harfle başlayan bir ek ulandığında “P” hardi “B”ye dönüşür ve ikizleşir.
Doğru seslendirme Adli Tıbba…
Şişe tıpası der gibi “Adli Tıpa” denilir mi?

HEM BİLMEZ HEM ÖĞRENMEK İSTEMEZ!
31.12.2014’te “sakınca” yerine yanlışlıkla “çekince” dediği için Müge Anlı’yı eleştirmiştik.
Sunucumuz aynı hatayı tekrarlıyor: “Arkasından söylemekte bir çekince görmüyorum.” (atv, 06.01.2015/11.46)
Müge Anlı hem bilmez/öğrenmez hem de bazı kelimelerin anlamını bilmediğini itiraf eder.

YALANCININ MUMU
Dürdane üç çocuklu bir dul, Esra Erol’un programına evlenmeye gelmiş. 48 yaşında ve ,ilk şartı kendinden küçük biriyle kesinlikle görüşmeyeceği.
Esra Erol bir iskandil atıyor.”Dürdane Hanım, sizden 14 yaş biri talip olsa kabul eder misiniz?”
Dürdane kararlı, “Kesinlikle olmaz?”
Dürdane öyle bir rol kesiyor ki,âdeta Elia Kazan’ın “Actor’s Srtudio”sundan mezun olanlan onun yanında yaya kalır.
Paravan açılıyor ve Ercan Bey elinde çiçeğiyle Dürdane’nin karşısında. Bu arada Esra Erol’a bir bilgi geliyor, Dürdane-Ercan başbaşa yemek yemişler.
Dürdane “Kesinlikle öyle bir şey yok” diye dayatıyor gözlerini devire devire.
Şahitler sıkıştırınca kaçacak yeri kalmayan yalancı Dürdane Ercan Bey’in itirafıyla yelkenleri suya indirirken bir taraftan da Ercan’a “Ne yaptın sen?” diye fırçasını çekiyor.
“Yalan dolan sevmiyorum” diye dayatan Dürdane’nin süngüsü düşüyor ve yüzük ölçüsünü de verdiğini tek taş pırlanta istegini itiraf ediyor.
Ey TV ekranı sen nelere kadirsin? İnsanları ne de güzel faş ediyorsun, yüzlerdeki maskeyi de düşürerek.

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 26.06.2013/11.38: “Kapalı olduğunun iddiası var.”
Tercümesi: “Kapalı olduğu iddiası var.”

MÜGECE
Müge Anşlı, atv, 29.09.201310.08: “Bugün çok aslında işimiz var.”
Tercümesi: “Aslında bugün çok işimiz var.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 27.01.2014/11.37: “Sen tut peşine düşülmeyecekler diye kızı kaçır.”
Tercümesi: “Sen tut peşine düşmeyecekler diye kızı kaçır.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 27.01.2014/10.21: “Vesile olursa bana da mutlu.”
Tercümesi: Vesileolursa mutlu olurum.”

BUNLAR DA KISA KISA
* Hürriyet, 20.11.2007: “İSTANBUL. DENİZ Kuvvetleri komutanı Oramiral Metin Ataç’ın “Savarona’yı yeniden sahip olmak istiyoruz”
Yatın adı “Savanora” değil, “Savarona”dır.

* Hürriyert, 04.04.1998: “Memurin Muhakemat Kanunu nihayet tarihe karışıyor.”
Kanunun adı “Memurun Muhakemat” değil, “Memurin Muhakemat”tır.

* Hürriyet, 30.01.2012: “Sizden önce gelen Türk iş adamları ile görüşün ve fikir telakkisinde bulunun.”
Hürriyet editörleri de “teati” ile “ile telakki”yi karıştırmış
Telakki: Anlayış.
Teati: Karşılıklı alıp verme.

* Sezai Şengönül, www.yazete.com, 24.12.2012: “Bu durum, garip bir özenti’den, kendi kültürüne yeterince vakıf olamamaktan, onu iyice özümseyememekten kaynaklanıyor gibi geliyor bana.”
“Vakıf”ın anlamı, “Bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk ve paranın idare edildiği yer”dir. Cümlede kullanılması gereken kelime, “Bilen, farkında olan” anlamında “vâkıf”tır.

* Hürriyet, 26.11.2009: “Dini eserlere saygının olmadıgı sadece rant düşünülen bir dini vecibeye dönen hac faraziyesi…”
Hürriyet editörleri de “faraziye” ile “fariza” arasındaki farkı bilmiyor.
Hatayı Reha Muhtar yaptığında gülüp geçmiştik de…

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com

Kendi kendini “uzman eğitimci ilan eden aşırmacı Sırrı Er, “Türkçenin Adı Var” adlı kitabında okurlarına “Gaziantep’i” yazınız aynı şekilde seslendiriniz dediği için kendisini şiddetle uyarmış, TDK’nın İmla Kılavuzu’nun 46. sayfasını okumasını tavsiye etmiştik.
Bu arada, TDK’nın tertiplemiş olduğu “2012-2016 İzlem Tasarımı Çalışmaları” Ankara’daki toplantılarında Sırrı Er’in de bulunduğu oturumda, yüzüne karşı, “Gaziantep’i yazılır, Gaziantepi şeklinde seslendirilir diyen uyurgezerler var” demiştim. Bu konuşma toplantılar boyunca banda alınmıştır.

Bunlar anlattıktan sonra İstanbul Radyosu’nda yayımlanan “Hayata Doğru” adlı programda köftehorun “Gaziantebe gittim” dediğini (25.12.2014/11.35) duyunca jetonunun düştüğüne de şahit olduk.

HA BABAM DE BABAM İNTİHAL
Facebook’ta boy göstermek için Sırrı Er’in yapmayacağı yok. Dört sitede daha önce yayımlanmış olan bir cümleyi, bir marifetmiş gibi kopyalamış yapıştırmış:

“İnsan yetiştirme düzenimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor…” (27.09.2014)
Birol Koç, Sibel Çavuşoğlu Yılmaz, Hatice Balkan Mırlak ve 23 diğer kişi de yorum yaparak beğendiklerini belirtmiş. Ne bilsinler ki yazının sahibi kendisi değil bir başkası.

Şimdi cümlenin kullanıldığı siteler:
1- www.diyanet.gov.tr
2- www.aksam.com.tr
3- www.yenisafak.com.tr
4- www.yeniakit.com.tr

SIRRI ER KENDİNİ TARİF EDİYOR:
Can çıkmadan huy çıkmaz!
Sırrı Er, gözünü “www1.gantep.edu.tr” sitesine dikmiş. Oradan 2002 yılında yazılmış “Güzel Konuşma” başlıklı yazının bir bölümünü alarak ve tek kelime eklemedem “Moral Haber”e yapıştırıvermiş. Kendi yazısıymış gibi.(12.02.2007 Saat: 12.17) Hiç utanmadan, hiç sıkılmadan ve pervasızca.

Adamdaki cesarete bakın. Milletin yıllarca dirsek çürütüp edindiği bilgileri bir çırpıda aşırmak…
Başlıktaki yazı tam da Sırrı Er’i tarif ediyor. Yazısının başlığı: “Can çıkmadan huy çıkmaz!” (Başlık, aşırmacıya aittir.) Ne kadar doğru bir söz, tam da aşırmacı Sırrı Er için söylenmiş öyle ya köftehor tam sekiz senedir durup dinlenmeden aşırıyor.

Sorumuzu tekrarlayalım:
1- Yazı size mi ait? Ola ki “www1.gantep.edu.tr” sizden almıştır.
2- Hayır. Aşırdım, bu benim işim. Vaaa mı bi diceniz?

PROF. DR. CAHİT KAVCAR’DAN AŞIRMALAR:
Aşırma uzmanımız Sırrı Er, boş durmamış. Yine Prof. Dr. Cahit Kavcar’ın “Türkçenin Güncel Sorunları” başlıklı yazısından bazı bölümleri “www.yaz.bilgicik.com”dan aşırmış ve değişik tarihlerde “Dilde zaaf” başlığıyla dört kere yayımlamış, iki sayfa A4 boyutunda.

Köftehor bazı kelimeleri ve bazı bölümlerin yerini değiştirerek yazıya tecavüz etmiş, bu nedenle anlam değişikliğine de sebep olmuş.

Şimdi Sırrı Er’e soruyor ve kendisine cevap hakkı tanıyoruz. Sayın “yazar” “Dilde zaaf” başlığıyla yayımladığınız yazıyı Prof. Dr. Cahit Kavcar’dan aşırdınız mı aşırmadınız mı?

1- www.moralhaber.net/makale/dilde-zaaf/
2- www.sirrier.com.tr/dilde-zaaf/
3- www.sirrier.com.tr/makaleler/
4- www.sirrier.com.tr/category/genel/

1- Evet aşırdım, sana ne.
2- Hayır aşırmadım. Ben yüksekokul mezunuyum yazamaz mıyım?

TEBRİKLERİ KABUL EDİYOR
Eski TDK Başkanı Sevgili Kardeşimiz Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın, çakma yazar Sırrı Er’in “Sözün Büyüsü” adlı kitabına bir ön söz yazmış. Uzman aşırmacı Sırrı Er, bu ön sözden de çalıntı yaparak “www.facebook.com”a yapıştırıvermiş:
“Türkiye’de özel radyo ve televizyonlar yayına başladıktan sonra çoğu eğitimsiz ve deneyimsiz kişilerin kameraların ve mikrofonların önüne geçmesiyle Türkçede yozlaşma ve yabancılaşma hız kazandı.” (26.12.2012)

Yazıyı okuyan 20 kişi de çakma yazara tebriklerle teşekkür etmiş. Tebrikleri kabul eden çakma yazarımız cevapta gecikmiyor: “Efendim teşekkür ederim, teveccühünüz…”

Hiç utanmadan hiç sıkılmadan! Köftehorda öyle bir duygu yok.

Kitaplardan ve köşe yazarlarından aşırma yapanları görmüştük de, başkasının yazdığı ön sözden aşıranına ilk defa rastlıyoruz.

BUDİZM’DE VE KADİM YUNAN’DA ERDEM VARMIŞ!
Müzmin intihalci Sırrı Er, TRT Radyo 1’de “Yönetim ve Çözümler” programında,”Budizm ve kadim Yunan’da erdem kavramı çok sık kullanılır. Fakat erdeme baktığımızda erdemin içinde ahlak da olan her ne varsa erdem de var. Mesela bunlardan biri bilgidir.
Bilgili olmak zorunda, erdemli insan. Bir diğeri doğruluktur. Erdemli insan doğru olmak zorunda, bir diğeri yiğitliktir. Erdemli insan yiğit olmak zorunda, bir diğeri zaten dört madde var bir diğeri de ölçülü olmak zorunda.”(29.09.2014)

Erdem, Budizm’de ve Kadim Yunan’da varmış da bizde yok muymuş?
Çakma yazara sormalı.

BUNLAR DA KISA KISA
* Sırrı Er, www.facebook, 26.12.2014: “Radyo 1’de ‘Hayata Dair’de Avrupa Birliği Bakanlığı, Bakan yardımcısı Dr. Alaaddin Büyükkaya ve Uzman Psikiyatır Ayhan Akcan konuğum…”
Diksiyon hocası olduğunu iddia eden Sırrı Er hem “psikiyatr” diyemiyor, hem de yazamıyor. Aylardır uyarmamıza rağmen.

* Sezai Şengönül, yazargah.com, 05.12.2014: “Demek istediğim; içeriği, sadece Copy-Pace (kopyala-yapıştır) tarzı bilgilerle doldurulmamış.”
Türkçe karşılığı varken bu züppelik niye? İngilizcesini yazmak şart mı? “Yazar” onu da becerememiş ve atmasyon bir ifade kullanmış. Doğru yazım: Copy-paste.

* Milliyet, 14.11.2011: “O Kaşifoğlu’nu tahammüden öldüreceğim, itiraf ediyorum.”
Hukukta, “işlenecek bir suçu önceden planlayarak, planlı bir
biçimde, tasarlayarak” anlamlarında kullanılan kelimenin doğru yazımı “tahammüden” değil, “taammüden”dir.

* Hasan Pulur, Milliyet, 13.12.2014: “Yinede divan şairi Nef-i’ye muhtacız:”, “Anayasa da yeri olmasa bile bu hükümet bu gibi hatayı uzmanları da düzeltmek zorunda.”
1. yanlış: “Dahi” anlamındaki “de” kelimeye ulanmaz. Doğru yazım: “Yine de…”
2. yanlış: Cümle düşük. Doğrusu: “Anayasa’da yeri olmasa da hükûmet bu gibi hatayı uzmanlarıyla düzeltmek zorunda.”
3. yanlış: Bulunma durumu eki kelimeye ulanır. Doğru yazım: “Anayasa’da…”

* Hürriyet, 29.03.2012: “Şimdi doğru oturup, doğru konuşmak gerek.”
Deyimin doğrusu, “Eğri oturup doğru konuşmak”tır.

* Esra Erol, FOX TV, 23.12.2014/17.10: “Kız hasta, yatak döşek yatıyor.”
Esra Erol da deyimi yanlış seslendiriyor.
“Ağır hasta olmak” anlamındaki deyimin doğrusu, “Yatak döşek yatmak” değil, “Yorgan döşek yatmak”tır (bk. TDK-Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü.). Bilindiği gibi “döşek”in anlamı “yatak”tır

* İsmail Küçükkaya, FOX TV, 12.12.2014: “Bugün Hülya Koçyiğit’in doğum günü.”
12 Aralık aynı zamanda Fatma Girik’in de doğum günüdür. Haberciye hiç yakıştıramadık.

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

Sırrı Er’i yıllardır takip eder uyarırız. Uyarırırız ama bütün uyarılar Sırrı Er’e vız gelir tırıs gider.
Bu adamın binlerce takip edeni yüzlerce etkili ve yetkili dostu vardır; vardır ama hiçbiri bu intihalciyi bir kenara çekip de “Bak kardeşim bu yaptığın işler doğru değil, milletin dirsek çürüterek yıllarca çalıştıktan sonra yazdığı köşe yazılarına, kitaplara hoop diye konmak olmaz. Bu işler haramdır, ayıptır, günahtır ve suçtur” demiyor.
Gelelim köftehorun bir marifetine daha:

Efendim “yazar”ımız Moral FM’de “spikerlik” yaparken, aklına “yazar” olmak gelmiş ve oturmuş bilgisayarın başına, erik bahçesine dalar gibi dalmış İnternet bahçesine;
1- izmirdiksiyonegitimi.org,
2- Nariye Şahin, Güzel Konuşma, www.ege-edebiyat.org,
3- www.kpss.com.tr’ye, kopyalamış da kopyalamış ve 2,5 sayfa A4 doldurarak Moral Haber yöneticilerine vermiş, onlar da “Birkaç küçük güzel dokunuş” başlığıyla sitelerine yapıştırıvermişler.(11.12.2006- 16:11)
Eee artık sırada “yazar” niyetine salınmak vardır…
Millet şapkadan tavşan çıkarırken “yazar”ımız şapkadan dinozor çıkarıyor. Beş kitap yazıyor, hepsi kaynak belirtilmeden kes-yapıştır imalatı. Kitaplar 50 bin satıyor, kaynak kişilere telif ödemek mi? Güldürmeyin adamı/milleti. Köftehorun cebinde akrep vardır. Hiç işi yok da telif ödeyecek.
Ne diyordu “Yedi Kocalı Hürmüz”de Kadı Sıracettin: “Haram helal ver Allah’ım, kadı kulun yer Allah’ım”…
Nur içinde yat Sadık Şendil, nur içinde yat…

İLKELİ “DEDÜĞÜN”
Uzman (!) eğitimci Sırrı Er, bir türlü “psikiyatr” diyemiyor/yazamıyor. Hem “uzman eğitimci-uzman diksiyon hocası” olacaksın hem de bu şekilde duyarsız davranacaksınız, olacak iş değil.
İşte örnekler:

* Sırrı Er, www.facebook.com, 14.01.2014: “Uzman Psikiyatrist Ayhan Akcan ve Hukukçu Cengiz Hortoğlu ile konuşacağız.”

* Sırrı Er, Twitter, 23.01.2014: “Sırrı Er ve Uzman Psikiyatrist Ayhan Akcan’ın sunumlarıyla her perşembe saat 11.00’de TRT Radyo…”

* Sırrı Er, www.facebook.com, 26.02.2014: “TRT Radyo 1 de Uzman Psikiyatır Ayhan Akcan ile saat 11.00-12.00 ‘Öfke’yi konuşacağız.”

* Sırrı Er, Twitter, 4 Eyl 2014 – “Dostlar TRT Radyo 1 de ‘Hayata Dair’ programında Uzman Psikiyatır Ayhan Akcan İle “Aile ve Aile Terapisini…”

Tüm radyo konuşmalarında “psikiyatır” diyor demesine de bir türli “psikiyatr” diyemiyor.dili dönmüyor zahir.
Not:
“Psikiyatrist” kelimesi tamamen uydurmadır.

TURNİKEDEKİ DEMOSTEN
İntihalci Sırrı Er’in yaptıkları malum. Söyleyecek bir sözü ve kapasitesi olmadığından, özellikle konuşmalarında “Yok şu şunu dedi, yok bu bunu dedi” diyerek vakit geçirmeye pek meraklıdır.
Genel ağda yakaladığımız örneklerden biri de Demosten,.
03.08.2006’da Moral Haber’de başladığı yolculuğa “www.yeniasya.com”, “wwwsirrier.com.tr” ve “www.gönüldergisi.com” da turunu bitirmiş:
“Demosten’in güzel bir sözü var: Bir fıçının çatlak mı yoksa dolu mu olduğu nasıl ki çıkarttığı sesten anlaşılırsa; bir insanın da ahmak mı yoksa akıllı mı olduğu konuştuğu kelimelerden anlaşılır.”
Kitapların tümünü elden geçiremedim, onları da yakında irdelenecek…

BEKTAŞİ’NİN ANLAMINI BİLMEYEN “UZMAN” EĞİTİMCİ
Kerameti kendinden menkul uzman intihalci Sırrı Er, “Bektaşi”nin anlamını bilmiyor, öğretelim: “Hacı Bektaş Veli’nin tarikatına girmiş olan kimse”ye Bektaşi denilir.
“Mistik, seyit, hümanist, mutasavvıf şair ve filozof”umuzun adı “Hacı Bektaş Veli” şekline yazılır.
Garibim birçok şeyi bilmediği gibi bunu da bilmiyor.
İşte, Facebook’taki incisi:
“Hacı Bektaşi Veli ne de güzel söylemiş: Özünde ve sözünde temiz olmayanların, îmânı tam değildir.” (26.11.2014)

HANGİ DAĞDA KURT ÖLDÜ?
Hıncal Uluç, inatla ve ısrarla, “benzer” anlamındaki “aynı” kelimesiini “ayni şeklinde yazardı. Ne oldu da kelimeyi doğru olarak yazdı: “Ben,’ dedim, ‘Hıncal Uluç. Modern Folk Üçlüsü’nün menajeri ve aynı zamanda gazeteciyim.” (Sabah, 31.08.2014)

ADANIN İSMİ
Merkezi Cagliari olan İtalya’daki adanın ismi Sardinya’dır. Googe’daki 20.200 kişinin hatasına Güneri Cıvaoğlu da katılmış:
“İtalyan toprağı olan Sardunya Adası da ayrılıkçı rüzgârlar altında bir coğrafya.”, “Sardunya’da bütün taksiler son model beyaz Mercedes…”, “Konuştuğum Sardunyalılar ‘Şiddete karşıyız, çünkü ada karışırsa, turist gelmez, oysa biz turizm geliriyle bir refah toplumuyuz.'” (Milliyet, 21.10.2014)

BUNLAR DA KISA KISA
* Cem Küçük, Yeni Şafak, 16.10.2014: “…yani devletin harem-i ismetini tüm dünyaya servis etmiş ve Türk devletini rezil etmeye çalışmış bir çetedir.”
Cem Küçük, uyarılarımıza karşın, “harim” yerine “harem” demeye devam ediyor.
Harem: “Saray ve konaklarda kadınlara ayrılan bölüm, selamlık karşıtı.”
Harim:”Girilmesi yabancıya yasak olan, kutsal tutulan, korunulan yer.”

* www.milliyet.com, 12.11.2007: “Anıtkabri ziyaret etmemesini de eleştirdi. Baykal, Kral Abdullah’ın Anıtkabri ziyaret etmemesinin sadece Atatürk’e değil, Türk halkına da yapılan saygısızlık olduğunu söyledi.”
“Anıtkabir” adına sesli harf ulandığında ünlü düşmesi kuralı uygulanmaz. Doğru imla: … Anıtkabir’i
* gökçer tahincioğlu milliyet, 30.11.2014: “Uzun bir hikâyenin sonu, o Aralık ayında başlamıştı”, “O Aralık, kanın ve katliamın, o Aralık yokluğun ve kazanmanın, o aralık isimleri yaşadıkları sürece gizli tutulmaya çalışılanların sahte kahramanlığının Aralık’ıydı.”, Kimse, o Aralık ayını bir daha unutmayacaktı.”
“Aralık” adı özel değildir, büyük harfle başlamaz.

* www.milliyet.com.tr, 02.03.2014: “Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Türkiye’nin yakın ilişkide olduğu … 1774 Küçük Kaynarca anlaşması ile Osmanlı’dan kopan Kırım…”
“Kaynarca Antlaşması” doğru ifadedir.

* Abdülkadir Selvi, CNN Türk, 11.08.2014/21.28: “Meydaana getirmesi…”
“Meydan” kelimesine sesli harf ulandığında “meydana” şeklinde seslendirilir.

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

Sayın okurlar, başlığı okuyunca “Makale hiç deplasmana çıkar mı?” diye sormayınız. Deplasmana çıkaran Sırrı Er ise öyle bir çıkar ki yanında “Harlem Globetrotters” basketbol takımı bile yaya kalır.
Türkiye gazetesinden Rahim Er, “Türkçe öğretememek” adlı bir makale yazmış, bu yazıyı, önce gazetesinde sonra da “www.dilimiz.com”da yayımlatmış.

Bunu gören azgın, müzmin ve iflah olmaz aşırmacı Sırrı Er’in kafasında bir şimşek çakmış ve başlamış sağdan soldan kopyalayıp yapıştırmaya. Önceleri Moral Haber bu intihallere göz yummuş, adamda cevher var ya… Sonra da devamı sökün edivermiş…
İşte adı geçen makalenin deplasman yolculuğu:

1- Rahim Er, Türkiye gazetesi, 29.08.2004
2- Rahim Er, www.dilimiz.com.tr, 16.03.2005

Sazı bu sefer Sırrı Er eline almış, aynı yazı kendisininmiş gibi sahiplenmiş:

3- Sırrı Er, www.moralhaber.com, 03.08.2006
4- Sırrı Er, www.yeniasya.com, 19.09.2006
5- Sırrı Er, www.risaleforum.com, 27.09.2006
6- Sırrı Er, www.yazete.com, 24.12.2012
7- Sırrı Er, www.yazete.com, 11.02.2013 (kısmen)
Bakalım bundan sonra hangi site “yazar”ımızı keşfedecek?
Deplasman macerası kitaplarında da var mı? O da ayrı bir inceleme konusu.

Yaaa işte böyle biz boşuna mı “Analar neler doğururlarmış meğer” diyoruz…

HEM KÖTÜLER HEM KULLANIR!
Şu medya piyasasında tutarsızlık konusunda intihalci Sırrı Er’in eline kimse su dökemez, Önüne gelen sitede “Öztürkçe şaçmalığı” diye başlıklar atar, sonra da hiç çekinmeden cümleler kurar: “Geleceğin bilişim uzmanı Gonca’nın objektifinden…” (www.facebook.com, 04.12.2014)
Soralım bakalım “bilişim” kelimesi Öztürkçe değil mi? Hadi kullanma bakalım.

Oradan buradan aşırınca insanın eli alışıyor zahir…
Bir yazımızda da köftehorun kullandığı Öztürkçe kelimeleri irdeleyeceğiz, hem de kendisinin ne menem bir dil ırkçısı olduğunu.

DEMLE “USTA” DEMLE
Müzmin intihalci Sırrı Er, kopyalar bir kenara koyar, bazen de demlenmeye bırakır. İşte yazılarını aşırdığı bir site de “demle.net”…
Ne kadar da uyumlu değil mi?

ÖZ GEÇMİŞ “DEDÜĞÜN”

Önce Sezai Şengül’ün (Özür dilerim, Şengönül’ün) intihalci Sırrı Er ile yaptığı röportajdan Sırrı Er’in ifadesini okuyalım:
“Babam dedelerimizin Buhara’dan, Harput’a yerleştiğini anlatırdı. Ticaretle uğraşan, tasavvuf erbâbı bir ailenin en büyük çocuğuyum. İlkokulun ikinci sınıfında İstanbul’a taşındık. Sırasıyla şu eğitimleri aldım; Orta, Lise ve Sahne Sanatları Eğitimi (Yüksekokul). Halil Cibran’ın çok hoşuma giden güzel bir sözü var: Yalnızca bir kez dilim tutuldu. Bir adam bana, ‘Sen kimsin?’ diye sorduğunda. İnsanın kendinden bahsetmesi gerçekten zor…” (www.yazete.com, 24.12.2012)

Bir insan öz geçmişini yazarken “Sırasıyla…” diye yazmaz. Ya okullarının adını (Keçiören Ortaokulu, Gazi Lisesi..) ya da en son bitirdiği okulu ve bölümünü yazar: Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü (1986) gibi…

Ayrıca her konuda kendini pohpohlamaktan hoşlanan biri, okuduğu okulların adını neden tam olarak yaz(a)maz?

Yurdumuzda “Sahne Sanatları Eğitimi (Yüksekokul)” diye bir kurum yok. Okul tamamen hayali! Böyle bir kurum varsa diploma tarihi ve derecesi nedir?

Türliye’de bulunan meslek yüksek okulları listesinde, Atça Meslek Yüksekokulu’ndan Şırnak Meslek Yüksekokulu’na tüm yüksekokullar kayıtlı. Listede köftehorun gittiğini söylediği “Sahne Sanatları Eğitimi (Yüksekokul)” yok.
Nasıl oluyor bu ifade?

Ülkemizdeki yüksekokulların listesinin bulunduğu siteyi yazalım da başta Sezai Şengönül olmak üzere tüm halkımız kararını versin:
http://www.kunfeyekun.org/forum/kf/turkiyede-bulunan-meslek-yuksek-okullari-listesi.29592/

Ya işte böyle.
Ne diyordu Abraham Lincoln, “Bazı insanları her zaman, bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız.”

Böyle palavraları atanlar toplum içine çıkamazlar, sorulacak sorulardan çekindikleri için; ne TÜYAP’ ne MÜYAP’a; hele “İntihalciler Kralı” kitabı yayımlandıktan sonra…
Yüksekokul mezunuymuş! Bitirdiği son okulun diplomasını görelim beyler son okulun…

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 25.11.2014/11.30: “Kocan üstünü başını morarttı mı?”, “Polisler, üstünü başını niye morartti dedi mi?”
TERCÜMESİ: “Yüzünü vücudunu morarttı mı?

AL SANA TÜRKÇE
Müge Anlı’nın kelime hazinesi yeterli değil. Bunu yıllardır belirttik. Boş vakitlerinde sözlük, imla kılavuzu okumasını tavsiye ettik ama nafile.
İşte kendisine kapak olacak cümlesi: “İşte bu çocuğum diyenler oraya gidince bu diil oluyor.” (atv, 13.11.2014)

“ENİŞTE” AKRABA MIDIR?
Akrabalık ilişkileri arasında bilgi fakiri olan Müge Anlı, eşinin yeğenini kaçıran enişte için ifadesi: “Kaçıran adam akrabası olduğu için cezası çok ağır.” (atv, 10.10.2014/10.12)
Öğretelim lazım olur:
Akraba: “Kan bağıyla birbirine bağlı olan kimseler.”
Hısım: “Evlilik yoluyla birbirine bağlı olan kimseler.”

İfade özürlü sunucumuzun bir de cümlesi: “Biraz da bu çocuk yani.”

BUNLAR DA KISA KISA
* ww.cumhuriyet.com.tr: “Başbakan Ahmet Davutoğlu için İstanbul’da bir ormana helikopter pisti yapıldı.”
Habercilerimizin sözlük okuma gibi bir alışkanlıkları olsa, “helikopter pisti” denilen yere “heliport” denilmesi gerektiğini öğrenecekler amma…

* arsiv.arama.jurriyet.com, tr, 26.01.2003: “Gazete ‘İlhanmania’ hayranlarına müjde! diyor (‘İlhanmania hayranı’ lafı ‘ay mehtabı’ gibi olmuş ya, neyse…) 9.sayfada diye anons edip…”
“Mehtap”ın anlamı “Ay ışığı” olduğuna göre, gereksiz anlamsal yineleme yapılarak, “ay mehtabı” denilemez!

* Kanal D, erkek iç spiker, 19.08.2014/19.12: “Selahattin eyaletinin başkenti Tikrit…”
Eyaletlerin başkenti değil, merkez, olur! Bilindiği gibi ülkelerin başkenti olur.

* www.haberturk.com.tr, 18.08.2014: “İran’ın Irak sınırı yakınındaki İlam eyaletinde 6.1 şiddetinde bir deprem meydana geldi.”
Deprem meydana geldiğinde ölçülen depremin şiddeti değil, büyüklüğüdür. Depremin şiddeti, deprem meydana geldikten 15-20 gün sonra, veriler toplanarak tespit edilir.

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…

Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

İntihalci yazar Sırrı Er, sağdan soldan kopyaladığı yazıları bazen “kitap”larına ve “makale”lerine, sıkça da Facebook ve Twitter’e yapıştırıp kaynak göstermeden sahiplenir:
Girmiş “www.baktabul.net”e (01.11.2008) oradan iki cümleyi kopyalayıp Facebook’a yapıştırmış; hem de sözlerin kime ait olduğunu belirtmeden.
Son örnekler Hz. Mevlânâ’nın Mesnevi’sinden:
1- “Bilgisizlerin, geçtikleri mevkie yaptığı fenalığı, yüzlerce “yırtıcı hayvan” biraraya gelse yapamaz…”
2- “Bilgi, mal, mevki ve hâkimiyet kötü niyetli kişilerin elinde fitnedir…” (27.10.2014)
“Yazar”ımız her zaman yaptığı gibi sözlere tecavüz de etmiş.
İşte kopyalanan bölüm:

“Mevlânâ’da AŞK VE İLİM
Liyakati olmayanın elindeki ilmin zararlarına işaret eden Mevlâna, kötü niyetli kişilere ilim ve fen öğretmeyi, “yol kesen eşkiyanın eline kılıç vermek”(34) niteler. Aynı anlamda “Bilgi, mal, mevki ve hâkimiyet, kötü niyetli kişilerin elinde fitnedir. Bilgisizlere, geçtikleri mevkie yaptığı fenalığı, yüzlerce aslan bir araya gelse yapamaz. Cahil, kötü hükümler yürüten bir padişah oldu mu bütün ova yılanla, akreple dolar. Adam olmayanın eline bir mal ve mevki geçti mi, herkesten önce kendi rezilliğini dileyen kendisidir. Çünkü ya cimriliği tutar, az verir; ya da cömertliğe girişir, yerli yersiz bağışlarda bulunur.”35 sözleriyle cehaletin ve cahillerin zararlarını dile getirir..(34. Mesnevî, C. I/3718)”

Yazımın başlığı, “Sırrı Er Bu” evet Sırrı Er bu, yapar mı yapar.
Yorum, siz sayın okurların. Benden bu kadar.

İNTİHALCİ (AŞIRMACI) BİLDİĞİNİZ GİBİ
Müzmin intihalci Sırrı Er, mutadı veçhile girmiş “www.dilimiz.com” sitesine, oradan Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’inden

“İnsanı dil kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur/İnsanı dil kıymetten düşürür ve insanın dili yüzünden başı gider.” dizelerini kopyalayalıp Facebook’a yapıştırıvermiş her zamanki gibi kaynak göstermeden. (14.11.2012) (06.07.2014)
Yorum yapan, Hüseyin Boztepe, İpek Acar Sert, Semra Kutluer ve 30 diğer kişi bunu beğenmiş.
Hatice Ozan, Banu Koç Ergin, Eyüp Güler ve 3 diğer kişi bunu beğendi.
Nasılsa arayan soran yok ya iki yıl arayla aşırmaya devam
Sırrı Er’in âdetidir. Başkalarının yazılarına beleşten konmayı pek sever.

SACAYAĞI”NIN ANLAMINI BİLMEYEN UZMAN
(PALAVRANIN BU KADARINA PES)
Kendi kendine “uzman eğitici” unvanı veren Sırrı Er, nereden kopyaladığını genel ağda bulamadığım “Sözün Büyüsü” başlıklı yazıdaki yanlışları göremeyerek aynen dergiye taşımış: (www.gonüldergisi.com): “Etkili konuşmanın sacayaklarından biri sestir, bir diğeri sözdür, bir diğeri histir, bir diğeri de süstür. Bu dört ayağın muhakkak olması lazım.”, “Son sacayağı da ‘süs’tür.”
Dört ayaklı sacayak!
Yazının bir ya da daha fazla bir kitaptan alındığını tahmin ediyorum.

“Sacayağı”nın dört ayaklı değil, üç ayaklı olduğunu, bu yaştan sonra öğrenmenin bir yararı olur mu dersiniz?

“YAZAR”DAKİ HATALAR
Sezai Şengönül, “www.sezaisengonul.com” adresindeki sitesinde kendi hakkındaki yazıda öz geçmişini anlatıyor:
“Günümüzde, ulusal bir haber sitesinde editörlük ve yazarlık yapmakta olup, aynı zamanda bazı dergi ve e-gazetelerin kültür ve sanat sayfaların da uzun süredir editör/ koordinatör olarak yer almakta; köşe ve değini yazıları yazmakta, röportajlar yayımlamaktadır…
Şengönül, bu çalışmalarını sürdürürken bir yandan da 3 tane şiir kitabı, bir tane de röportajlar kitabı yayımladı.”

Sezai Şengönül şiir yazıyor, kitap yazıyor, bazen röportaj yapıyor, bazen de röportaj yapmış gibi Sırrı Er’in sağdan soldan kopyaladığı yazıları köşesine karşılıklı konuşarak yapılmış gibi yapıştırıyor.
Üzülerek belirteyim ki Sezai Şengönül’ün Türkçesi çok kötü. Şengönül’ün “yazargah.com”a yazmış olduğu “Derine İnmek!” başlıklı “makale” tam bir felaket örneği. Yazıda bir yığın yazım hatası var.
Yazarımızın ne “dahi” anlamındaki “da”, “de” bağlacından haberi var ne de “bulunma eki “-da” ve “-de”den.
iŞTE ÖRNEKLER:(Doğrular parantez içinde)
1- … sizinde dikkatinizi çekiyor mu? (sizin de)
2- … bende haberciliğin içinde olan birisi olarak… (ben de)
3- … böylece okuyanlarında ruh sağlığını düşünen (okuyanların da)
4- … bizde Ay’a gidelim artık… (biz de)
5- … dünya da bir sürü olay cereyan ediyor. (dünyada)
6- Birçok gazete de, haber sitesinde bu konuyla (gazetede)
7- … demokrasiye müdahaleyle falanda bir ilgisi olmaz. (falan da)
Yazıdaki diğer yanlışları ve “Sormak Lazım” adlı kitabındaki yanlışları/hatalarını gelecek yazımızda irdeleyeceğiz.

KOCA BULMAYA DEĞİL YORUM YAPMAYA
Yıllardır ekranlarda evlenmek maksadıyla bulunup da sudan sebeplerle bir türlü istediğini bulamayan (Evlenmeye değil de boy göstermeye geldiği ayan beyan ortada) Ayça, hiç de telejenik olmayan suratıyla alıyor mikrofonu eline yorum üstüne yorum yapıyor. Âdeta yorum aşermesi geçiriyor. Esra Erol’un da canına minnet. Müge Anlı gibi paralı figüran alkışlayıcılar yerine sözde evlenmeye gelmiş beleş figüranlar.
SİVEREKLİ PERİHAN’IN FENDİ
Kocası ortalıktan kaybolan üç çocuk annesi Perihan Hanım, ekranda Müge Anlı’ya kök söktürüyor.
Kadının iddiası: “Kocamın başı ağrıyordu ve hastaydı, kuyumcuya gidemem, motosikletim kapıda, kirvem seni kuyumcuya götürsün getirsin.”
Kadın da 3, 6 ve 9 yaşındaki çocuklarıyla (toplam beş kişi) motosiklete binerek gidip gelmişler.
Oysa iddialar hiç de öyle değil. Kocası evde yok iken kirveyle birlikte motosikletle bir gezinti yapıldığı.
Kadın iddiasını öyle bir savunuyor ki Müge Anlı gereken soruyu soramıyor, mesela: “Madem kocan evdeydi, çocukları ona bırakıp da niye gitmedin?”
Karşısında ilkokul mezunu bile olmayan bir ümmi, kendisi yüksek lisans falan filan (“falan filan” Müge Anlı’nın sloganıdır.) !!!

İNTİHALE BERDEVAM
Müzmin intihalci Sırrı ER, bu kez gözüne Mustafa Acungil’i kestirmiş. Girmiş yazarın “www.mustafaacungil.wordpress.com” sitesine, oradan kopyaladığı “Topluluk önünde nasıl konuşurum” başlıklı yazıyı, hoop bir Abra Kadabra numarasıyla “www.yazargah.com”da “TOPLULUK ÖNÜNDE KEDİNİ İFADE” başlığıyla taşımış.
Kendi başlığını bile yazmayı başaramamış (KEDİNİ/KENDİNİ)
Köftehor, her zaman yaptığı gibi kopyaladığı yazıyı kesmiş biçmiş, bir kısmını atmış bir kısmının da kelimelerini değiştirmiş.
Yaptığı değişikliklerden bir örnek vereyim de fazla vaktinizi almayayım. Yazı sahibinin “otobüs durağını sorduğunda” ibaresini “size adres sorduğunda” yapıvermiş. Fazladan kelimeler eklemiş bazılarını da yok edivermiş.
Olmuş başlığı bile yanlış şipşak bir yazı.

UÇAĞA BİNİNCE ÖĞRENMİŞ
Ben denize paralel dağlarla denize dik dağları yıllar sonra uçağa binince öğrendim. (Müge Anlı, atv, 06.11.2014/10.08)

KÜLAHIMA ANLAT
Esra Erol, ikide birde, evlenme adaylarına, buraya katılanlar Facebook hesaplarını kapatmaları gerekiyor, bize taahhüdünüz var diyor. Diyor demesine de krosman (pişti) olan Beyhan, Hakan, Cansu ve Arzu’ya birşey yapamıyor.
Tutup da kulaklarından porgramdan atamıyor (FOX TV, 11.11.2014/1850)

BU KAÇINCI?
Müge Anlı için eleştirilerin bir kıymet-i harbiyesi yoktur. İstediğiniz kadar uyarın, uyarılar onun için vız gider tırıs gelir.
Bir günün 24 saat olduğunu ve 00.30 için 12,5 denilemiyeceğini bilmiyor: “O zaman (gece)12,5’ta yola çıktınız.” (atv, 31.10.2014/12.11)

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 30.10.2014: “Biz bir kokular duyduk.”
Tercümesi: “Kokular hissettik.”

NEYMİŞ?
Deli deliyi, imam ölüyü sever, kimileri de parayı sever.

VİCDANSIZ İNSANOĞLU
Kızdıklarına “öküz” diye bağırırken zavallı boğayı erkekliğinden edip kendi emellerine alet eden ey insanoğlu. Düşün…

ECE EVLENMİŞ MİYDİ?
Ece evlenmeye gelmiş, daha önce evlenip boşandığını söylediği hâlde ekrandaki bilgilerde “Hiç evlenmedi” yazıyor (Esra Erol’la, atv, 12.11.2014/18.16)

HADİ MUHABİRİNİZ UYURGEZER
Gaf kürsüsü
CNN Türk’te Dolmabahçe Sarayı’ndan bildiren muhabir Muratcan Bilgincan, törenlerin Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe’nin Büyük Önder’in yatağına karanfil bırakması ile başladığını söyledi. Oysa Adatepe, 1 Ağustos 2012’de trafik kazası sonucu hayatını kaybetmişti.(Yüksel Aytuğ, Sabah/Günaydın,12.11.2014)

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

Müzmin intihalci Sırrı Er bu kez de, Millî Gazete’nin yazarlarından Mevlüt Ozan’ın “Gönüller kazanalım efendim” başlıklı yazısından “Şiarımız da tatlı dil ve güler yüz olmalıdır.” cümlesini, hooop Twitter’e taşımış. (05.05.2006) Aşırdığı belli olmasın diye de aklınca ters yüz etmiş:
“Tatlı dil, güler yüz şiârımız olsun dostlar…” (12.10.2014)
İntihalcimizin bir özelliği de, “Şarap mahzende yıllanır” misali aşırdığı yazıları bazen (Yoksa aşırmacının dediği gibi “bazan” mı?) 8 bazen de 10 yıl mahzeninde saklaması…

HAM HUM ŞARALOP

İnsanoğlunun yaratıldığı günden bugüne konuşmak, hitap etmek her zaman çok önemli olmuş. (www.polatliistiklal.com, 22.09.2010)

İnsanoğlunun yaratıldığı günden bugüne konuşmak, hitap etmek her zaman çok önemli olmuş. (Sırrı Er, Facebook, 25.11.2012)

Köftehor, beleş yazılara bayılır, kopyalar, kendi yazısıymış gibi yayımlar.
Sonra da gelsin “beğendik” mesajları: Ceyda Çelen, Emine Efe, Selami Cikci, Abdullah Birekul, Osman Koncagül, Berna Gönül ve 22 kişi, Beğenmişler efendim…

AT KAFADAN KİTAP YAZ

Gün adları nasıl oluşmuşmuş? Yazara göre:
Çarşenbe/çarşamba,
Peç+şenbe/perşembe. (Sırrı Er, Temel Konuşma Teknikleri ve Diksiyon/Hayat Yayınları)

Yaa işte böyle. “Yarım hoca dinden” misali,

Farsçadan (yoksa “yazar”ın yazdığı gibi Fars’çadan mı?) dilimize gelen “Cihar-ı şenbe (dördüncü gün) ile “Penç şenbe” (beşinci gün) imiş ne gam…

“HEYHAT”IN ANLAMINI BİLMEYEN “ÖĞRETİM GÖREVLİSİ”

Sırrı Er, oradan buradan kes yapıştır sistemiyle yazdığı yazılarla caka satmayı pek sever.
Yine, “www.ilahisevda.com” sitesinden kopyaladığı yazıyı Facebook’taki köşesine almış ve altına da “heyhat” kelimesini yerleştirmiş (Her zamanki gibi kaynak göstermek Hak getire.). Kelimenin anlamını bilmediği bir gerçek, duymuş bir yerden “Heyhat!” ünlemini hemen yapıştırıvermiş yazının altına:

“7000 kişilik ordusu ile Cebelitarık Boğazı’nı geçen Târık bin Ziyâd İspanya’ya çıkar çıkmaz gemileri yaktırarak askerlerinin geri dönme umudunu kırdı.
Askerlerine şu tarihi sözleri söyledi: ‘Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.’
Târık bin Ziyâd gemileri yaktı… Zafere, başarıya, almaya ve olmaya… Heyhât…”
Heyhat: Yazık, ne yazık!

Köftehorun okurları da bir mecburiyetleri varmış gibi okudukları her yazıyı beğeniyorlar. Başta Hüseyin Çetekaya, Mukaddes Enç Yılmaz, Çetin Ceylan ve 31 kişi.

“Muhterem” yazarımıza Tek Rumeli TV’den Beyo’nun seslendireceği, “At martini Debreli Hasan, dağlar inlesin” adlı eseri armağan edelim de hatırı kalmasın…

ATTİLÂ İLHAN ANISINA

Ölüm yıldönümü nedeniyle ekranda “Attilâ İihan Anısına” adlı bir program yayımlanıyor. (TRT Müzik, 11.10.2014/19.30)

Belgesel kıvamında hazırlanan programı seslendiren erkek iç spiker, sanaçımızın adını defalarca “Atilla İlhan” şeklinde seslendiriyor.
Sanatçımız gününün büyük bir kısmını, Divan Oteli’nin pastahanesinda geçirir ve hayranlarından gelen mektupları da PTT müvezzii orada teslim ederdi.
Sanatçımız gelen mektupları hemen inceler adını “Attilâ” şeklinde yazmayanları anında postacıya iade ederdi…

SINIFTA KALAN “UZMAN EĞİTİMCİ”

Birçok unvanı bulunan “yazar” ve “uzman eğitmen” Sırrı Er, Karahanlı edip şair ve devlet adamı Yusur Has Hacip’in ünlü eseri “Kutadgu Biliğ”in adını (Günümüz Türkçesi ile: Mutluluk Veren Bilgi) doğru şekilde yazamamış.
Yanlış ad, yıllardır sitelerde duruyor, yanlışı görüp düzelten de yok…
Milletin derdi, Faceook’ta adı çıksın, beğendim yazsın.
Kul Himmet’in adını “Kul Hikmet” şeklinde yazan kişiden de bu beklenir doğrusu.

İşte uzmanımızın marifetleri:

“Kutagdu Bilig’de Yusuf Has Hacip der ki”
(http://www.karsid.org.tr/node/499)

“Kutagdu Bilig’de, Yusuf Has Hacip der ki;”
(www.arastiralim.net/ilk/tag/egitim/page/14

Kutagdu Bilig’de, Yusuf Has Hacip der ki;”

(www.haber7.com › KÜLTÜR › KİTAP) (Ne kültür ne kültür!)
“Kutagdu Bilig’de, Yusuf Has Hacib der ki”
(https://www.facebook.com/konusmasanati/posts/433579966709659)

“Kutagdu Bilig’de, Yusu Has Hacip der ki”
(www.dilforum.com/forum/archive/index.php/t-57876.html)

AL SANA KONUŞMA SANATI

CIZ KONULAR

FOX’ta evlendirme programı yapan Esra Erol elinde mikrofonuyla 301 madencinin ölümüyle ilgili olarak elinde mikrofonla günlerce Soma’da,
cinayet araştırmacısı atv sunucusu Müge Anlı konuyla ilgili tek kelime etmiyor. Bilindiği gibi atv için bu konular “cız”dır.

BUNLAR DA KISA KISA

* www.dha.com.tr, 29.09.2011: “Silahlı olayların nedenine bakıldığında %23,5 oranında aile içi şiddet, %33,8 oranında arkadaş, tanıdık, hasım akraba ve gönül ilişkileri…
“Hısım” kelimesi “hsaım” oluvermiş.

* www.cumhuriyettarsivi, 11.07.1987: alıyor Örneğın Vatıkan, ‘Karı koca içinde kalacak sunı ilhak yönteml dışında diğer tum ureme tekniklerini lanetlerken ‘, Avrupa Konseyı ıçınde…”
Cumhuriyet de “ilhak” ile ilkah”ı karıştırıvermiş.
İlhak: “Katma.”
İlkah: “Dölleme.”
* Twitter.com, 17.12.2012: “Bugün günlerden Şeb-i Aruz ve Mevlânâ’yı anıyoruz.”
“Arus” kelimesi, “aruz” oluvermiş.
* Radikal, 02.05.2007: “Futbolla medeniyet arasındaki ilişkinin kaynağı, futbolun keşfedildiği modern dönemlerden itibaren hep kurallara bağlı olarak oynanmış.”

Futbol keşfedilmedi, icat edildi.
* Cem Küçük, Yenişafak, 21.09.2014: “Bu işin arkasında CIA, MI6 var diyenlerinde dünyadan haberi olmadığı belli.”

“Dahi” anlamındaki “de” bağlacı kelimeye ulanmaz. Doğru yazım:diyenlerin de…

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com

İntihalci TRT spikeri Sırrı Er, İnternet’ten kopyaladığı metni, daha önceden okumadan mikrofona taşıyor.
Metindeki “Evhaduttin” adını “Evhuddin” şeklinde seslendirdiği yetmiyormuş gibi, “debbağlık” kelimesini de “debbaklık” biçiminde seslendiriyor. (TRT Radyo 1, Yönetimler ve Çözümler, 29.09.2014)

Merakımızı mucip olan husus, “Ahilik” başlığıyla yayımlanan programı, tanıtımda belirtildiği gibi Özlem Demir mi hazırlıyor yoksa müzmin intihalci Sırrı Er mi?

ÇOBAN SALATASI

Yazdığı kitaplar, (toplama halı saha futbol takımları gibi) oradan buradan kopyananıp yapıştırıldığı için dil birliği nanay. Bir sayfada “meal”, bir sayfada “anlam”, bir diğer sayfada da “mana”… İşte böyle olur müzmin intihalci TRT spikeri Sırrı Er’in toplama kitaplarının tutarlılığı.

“NUUMAN” DİYEMEYEN TRT SPİKERİ EKRANDA

Seval Çöpür’e TRT TV1’i teslim etmişler o da “Nuuman” demesini öğrenmeden haber sunuculuğuna soyunmuş. Hanım kızımız “duman” der gibi “Numan Kurtulmuş” diyor. (24.09.2014/19.12)

NE OLACAK ŞİMDİ?

Hıncal Uluç, Türkçesinin çok güzel olduğu konusunda iddialıdır ve bunu her yerde beyan eder.

Yıllardır eleştiririz, “alçak gönüllü” anlamındaki kelime “mütevazı”dır diye Nuh der Peygamber demez. Bunun gibi ayrı anlamlardaki gurup/grup, aynı/ayni kelimeleri gibi.

Neyse ki Ekvator/Ekvador konusunda, sütunlarında bize bir güzel çatıp “Ülkenin adı ‘Ekvator’dur” diye ısrar etmiş, aradan yıllar geçtikten sonra da haklı olduğumuzu belirten lafları NTV ekranından Haşmet Babaoğlu’na ifşa etmişti.

Şimdi gelelim başlıktaki “Ne olacak şimdi?” soruma.

“Benzer” anlamındaki kelimeyi yıllardır “ayni” şeklinde yazan Hıncal Uluç, ne olduysa, “Biz kahkahayı bastık. Aynısını yaptık.” yazmış. (Sabah, 31.08.2014)

Hani tutarlıydın, hani “ayni” yazardın. Ne oldu? Hangi dağda kurt öldü?

KAPI YOLDAŞI YAPINCA SUSPUS

Hıncal Uluç, FOX TV’den Fatih Portakal’ı eleştiriyor.

“Gerçekten farklı” derken içimden Portakal “Şimdi kısa bir ara.. Az sonra devam edeceğiz” dedi.. 15 dakika reklam arası girdi. Portakal geldi.. “Yarın görüşmek üzere” dedi ve kapadı..

Her şeyi eleştiren sunucunun kendisi, en inandırıcı olması gereken “Haber” programını, tüm ötekiler gibi seyirciyi kandırarak, bizi eşek yerine koyarak bitirdi. Artık onu da izlemem..

Yalan söyleyen haberci ile, haber bülteni olmaz..

Şunu kanallar da, RTÜK denen, reklam komisyoncusu kurum da bir anlasa artık!.. (Sabah, 26.08.2014)

Aynı numaraları Müge Anlı yıllardır yapıyor (en son 24.09.2014 ve ertesi gün) bunu yazmak kapı yoldaşının işine gelmez.

“NAZIMİYE” Mİ “NAZİMİYE” Mİ?

TRT Haber göre “Nazımiye”. Beylerin araştırmaya ihtiyacı yok. Önüne gelen haberi doğru mu değil mi bakmadan mikrofona veriyorlar. Radyo başındakilerini de kendileri gibi “bilisiz” sanıyorlar.

İşte kanıtı: “Terör örgütü PKK, Tunceli’nin Nazımiye ile Elazığ’a bağlı Karakoçan ilçesi arasındaki…” (TRT Radyo Nağme, erkek spiker, 19.08.2014/16.00)

İlçenin adı tabii ki “Nazimiye”dir.

İFADE ÖZÜRLÜ SUNUCU

Müge Anlı bir türlü derdini anlatamıyor. Nuran Çavuş adlı dört çocuk annesi bir kadın ortadan kaybolmuş. Nuran, kayısı paketlediği yerde çalışmış ve çalıştığı her gün için de fiş almış. Kadın ortadan kaybolduktan altı-yedi gün sonra eşi fişlerin karşılığını, işyerine giderek almış. Olayı Müge Anlı açıklıyor: “(Kayısı paketlemede) Çalışmasına karşı fiş alıyorsun, gidiyorsun paranı geri alıyorsun” (atv, 17.09.2014/12.42)

Ortada geri alınan bir para yok iken ifadeye bakınız.

MERSİN’DEN EYLEM HANIM

Eylem Hanım, Facebook’ta safari avına çıkar gibi dört gözle avını aramış. Şansına Davut Bey çıkmış.

Davut Bey de kaçın kurası, gözleri velfecri okuyor. Gerçekler ortaya çıkınca Esra Erol’un sorularına kem küm ederek “Eylem” adını tanımıyorum diyor, gerisi çorap söküğü.

Önce telefonlaşmışlar (Aşna fişne durumları.)

Meğerse Eylem Hanım, ta Mersin’lerden kalkarak Samsun’a gitmiş, Davut Bey de iade-i ziyarat bahanesiyle Mersin’e gitmiş. İfadeye göre Eylem Hanım’ın evinde kalmamış.

Eskiden “Karakedi” isimli bir gazete vardı. Olay tam da “Karakedi”lik.

Ey Facebook, sen nelere kâdirsin…

YORUMSUZ
Müge Anlı, atv, 14.01.2014/12.31: “2000 lira çok kaçıp gitmesi için yeterli değil.”

PEKMEZ NEREDE?

Güncel Türkçe Sözlük, “telve”nin açıklaması veriyor: “Fincanın dibine çöken kahve tortusu.”

Pekii. Pekmezin telvesi nerede?

EKRANDA İBRAHİM SADRİ

“Kaçak” ile “mülteci” arasındaki farkı bilmeden, “fırsat bu fırsat” diyerek “Kahvaltı Haberleri”ne kapağı atvıvermiş, spiker de değil enkırmen havalarında.

Saat sabahın 9’u olmuş ama henüz kahvaltı yapmamış, börekçide röportaj yapan muhabirine, imrendiğini söyleyerek gelirken “kol böreği” getirmes,ini istiyor. Bu arada böreğin, Boşnaklara ait mi olduğu konusunda merak içinde.

Berberinin nikâh törenine “mecburen” gideceğini söylüyor. Berberin gadrine uğramış, mecburen gideceğini söylüyor zira “nikâh şahidi”… (Neyse, tören esnasında da bir şiir patlatır.)

Bu arada ailesiyle ilgili hatıraları da anlatmaktan geri kalmıyor. “Bir mürettebat”tan bahsediyor, “mürettebat”ın anlamını bilmeden. Çin’deki trafik kazasından, kadınları ezen kamyonetten bahsediyor aralıklarla iki kez. (atv, 18.09.2014)

Bakalım şiir okurken yaptığı soğuk esprilerden de patlatacak mı?

BUNLAR DA KISA KISA
* Posta, 01.10.2012: “Sınırötesi teskeresi Meclis’e sunuldu …”
“Teskere” ile “tezkere”yi karışırarak Posrta da sırasını savmış.
* TRT Türk, kadın spiker, 09.09.2014/19.45: “(Fethullah Gülen) Amerika’da oturum almak için…”
“Oturma müsaadesi” yerine “celse” anlamında “oturum.
Hatayı Müge Anlı yaptığında bıyık altından güleriz d
* Numan Kurtulmuş, TRT Haber, 20.09.2014/10.34: “Türkiye’de 1,5 milyon Suriyeli, göçmen durumundadır.”
Sayın Numan Kurtulmuş da “mülteci”lere “göçmen” diyor.
* Sırrı Er, www.facebook.com/media/set/?set=a: “Ayrıca Türkçeyi daha güzel konuşmak isteyen herkesin yararlanabileceği başucu kitaplarını Moral Kitap set halinde sizin beğeninize sunuyor..”
Telaffuz ve güzel konuşma uzmanı geçinen Sırrı Er, “başucu” ile “baş ucu” arasındaki farkı bilmiyor.
Başucu: “Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiği doğrultunun gökyüzüne doğru olan yönü.”
Baş ucu: “Yatılan bir yerin baş konulan yönü veya yakını.”
* Hürriyet, 04.09.2014: “… Sardunya Adası’nda bol bol denize girdi.”
Adanın adı “Sardunya” değil, “Sardinya”dır.
* Berrin Aydın, TRT Nağme, 17.08.2014/17.50: “… Faruk Nafız Çamlıbel’e ait, İntizar.”
Yıllar önce Armağan Çağlayan’ın yaptığı hataya bu kez Berrin Aydın düşüyor ve “Nafiz” diyemiyor.
* Tülin Öztürk Ekici, TRT Radyo Nağme, 11.08.2014/14.55: “Sadettin Kaynak’ın uşak şarkısını…”, “Niçin baktın bana öyle/Derdin nedir durma söyle/Durgun sular gibi/İçli duygular gibi”
1. yanlış: TRT spikeri “uşşak” diyemiyor.
2. yanlış: “Durgunsun” kelimesi “durgun” oluvermiş.
* Hayri Ülgen (namıdiğer Kebapçı Hayri) , Takvim, 03.08.2014: “Haydi Ankaragücülüler birlik ve beraberlik zamanı.
“Ankaragüçlüler” demek varken.

NOT: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
pandispanyagazetesi@gmail.com
www.delikanlisozluk.com
www.ignelifici.com

Basın emekçisi Muammer Erkul, iyi niyetlerle ve zor şartlar altında yepyeni bir dergi çıkarmış: Divanyolu.

İçinde ilginç yazılar var. Yazarlarından bir kısmı tanıdık ve bizim de takip ettiğimiz kişiler:
Hayati İnanç, Rahim Er, Gürbüz Azak, Yavuz Bahadıroğlu, Cihat Zafer, Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil, Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Mustafa Necati Özfatura, Gülten Dayıoğlu ve Mehmet Nuri Parmaksız.
Bu kadar değerli kişinin bulunduğu bir dergide Sırrı Er adında bir aşırmacı, yaza yaza cılkını çıkardığı “En-kıro-men” başlıklı yazısını tam üç sayfaya yaymış.
İşin ilginç yanı köftehorun yazıda tek satırı yok hepsi aşırma.
Bu adamın bu dergide işi ne? Hem de ilk sayıda. Kabahatin büyüğü aşırmacının amcası, Türkiye gazetesi yazarı Rahim Er’de.
Sırrı Er’in bu dergideki yazısına mâni olmalıydı.
Er soyadını lekeleyen bu kişi 10 yıldan fazla bir süredir aşırmacılık konusunda icrari faaliyette; neredeyse “doçentlik tezi” hazırlayacak.
Yazık yazık çok yazık!

“EĞİTİM”İN ANLAMI
Kendine eğitimci süsü vermiş olan Sırrı Ef, ne kadar bilisiz olduğunu cümle âleme ispatlıyor: “Eğitim (öğrenim) , büyük bir kısmı ile sınıflarda verilen dersin dinlenmesine bağlı (Topluluk Önünde Etkili Konuşma Teknikler-Hayat Yayınları, s. 44)
“Eğitim”in anlamı “Uzman”ın dediği gibi “öğrenim” değil, “Yeni kuşakların toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme, terbiye”dir.
Köftehorun daha öğreneceği çoook şey var diyeceğim ama bu yaştan sonra pek zor. Hem kapasite meselesi efendim, kapasite.

HARAM HELAL VER ALLAH’IM
İntihalcilik konusunda kimsenin eline su dökemeyeceği Sırrı Er, Moral Radyo’nun kuruluşu olan Moral Haber’de, “Konuşma Dili-Yazı Dili Ayırımı” başlıklı bir “makale” yazmış. (21.12.2006)
Yazıyı okuyunca “Allah Allah” dedim. “Sırrı Er kim ki de bu yazıyı yazabiliyor” diye düşündüm.
Meğer “yazar”ımız oturmuş bilgisayarının karşısına aşırmış da aşırmış, Kimlerden mi?
Buyurun birlikte okuyalım:

1- forum.donanimhaber.com (06.08.2006)
2- www1.gantep.edu.tr
3- www.dilveanlatim.org
4- pegem.net
5- www.edebiyatvesanatakademisi.com.
6- www.dilset.com

İlginç olan şey, “makale”de ilaç için tek kelimenin Sırrı Er’e ait olmayışı, hepsi orijinal aşırma…
Adamdaki cesarete bakın, bir buçuk sayfalık (A4) bir yazıyı altı siteden aşırarak sahiplenmek pes doğrusu…

AT MARTİNİ DEBRELİ MÜZMİN İNTİHALCİ
Müzmin ve uzman intihalci (aşırmacı) Sırrı Er, arada bir atmayı pek sever, hem de desteksiz. İşte onlardan biri: “Sultan Reşat’ın bir sözü var, ‘Tarih tekerrürden ibarettir, ders alınmazsa.. Bizim ders almamız gerekiyor'” (TRT İstanbul Radyosu, 29.09.2014)
Palavracı Sırrı Er, Sultan Reşat’ın böyle bir sözü olmadığını bilmiyor!
Arada bir Safahat’ı okuduğunu yumurtlayan “uzman”ın marifetine bakın.

İşte Kıssadan Hisse:
Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
(Mehmet Akif Ersoy, Safahat, 1912)

Vah TRT’m vah, kimlerin eline kaldın sen!
Adam kifayetsiz muhteris, millet de uyurgezer olmaya teşne…

DİZGİNLER YAVAŞ YAVAŞ KAYIYOR
Esra Erol adaylara “Sosyal hesaplarınızı kapatın” demesine rağmen atılan mesajlar vızır vızır çekiliyor. Üstelik adaylarla yapılan sözleşmelere madde konulduğu sık sık tekrarlandığı hâlde.
Sözleşmeye uymayanları tutup da kulağından kapının önüne konulmaz ise
Son damla düşüyor ve bardak taşıyor: Esra Erol da patlıyor: “Lütfen hesaplarınızı terkedin, tekrarlamayacağım. (FOX TV, 24.02.2015)

ADAY FİLOLOG* MÜGE ANLI
Müge Anlı bilmediği konularda ahkâm kesmeyi pek sever. Bazı kelimelerin anlamını bilmediğini (kova, yonca,…) sık sık itiraf ettiüi gibi bu konuda kendini geliştirmeye niyeti de yok.
Geceleri dizi seyrettiğini (Sözlük, imla kılavuzu, dille ilgili eleştiri köşelerini okumak varken) açıklayan sunucumuz, “Koca kelimesi Arapçadır” diyor. (atv, 02.03.2015/11.12)
Kelimenin Türkçe olduğunu bilmeyen sunucumuz, “karı” kelimesinin kullanılmasına da karşı.
Türkçenin gayet güzel konuşulduğu Gagauzya’da (Gagauziya/Gagauz Yeri) “Karılar Birliği” olduğundan habersiz.
Sık sık ülkemize gelen gazeteci Dimitri Yahnici’den bu konuda bilgi alabilir.
“Koca”nın Arapça karşılığı “zevç”, “karı”nın da “zevce”dir.

Filolog*: Dil varlıklarını ve yazılı belgeleri dilsel ve tarihsel açıdan inceleyen.

“FİLİM” Mİ “FİLM” Mİ?
Kahvaltı Haberleri’ni sunan İbrahim Sadri de “film” demek varken “filim” diyor.; hem de defalarca. (atv,10.03.2015/9.50)
Sunucumuz ayrıca “konut” anlamındaki “ikametgâh” kelimesini de seslendiremiyor ve defalarca “ikâmetgâh” diyor; ikinci hecesi incelterek. Doğru seslendirme tabii ki “ikaametgâh” şeklinde olmalıdır.
Dünkü çaylak spikerler bile kelimeyi doğru olarak seslendirirlerken…

“HİNDİSTANCA” PALAVRASI
“Hint Dili” anlamındaki kelime “Hintçe”dir. Google’daki 772 site gibi, “wowturkey.com” da hataya ortak olmuş: “Bir arkadaşım da Kürtce, Hindistanca ve Fince seçmeli ders olarak konsun diyor.” (08.05.2008)
Kulakları çınlasın Erman (Toroğlu) Hoca da “Arjantince, Brezilyaca bilmiyor…” dediği için eleştirmiştik. Bilindiği gibi, Şili’de İspanyolca, Brezilya’da Portekizce konuşulur!

HOKUS POKUS
Al Gırgıriye ve Cennet Mahallesi dizilerinin kasetlerini; otur, senaryo masasına, azgın ve iflah olmaz aşırmacı Sırrı Er’in taktiği ile yeni bir dizi yap, adını da “Roman Havası” koy. Oh ne âlâ memleket keka.
Azgın aşırmacı “kitap” yazar, bunlar da “dizi” çeker!
Zamanında Yeşilçam intihalcilerinin (aşırmacılarının) Amerikan salon komedilerine yaptıklarına bu kez, Fethi Kantarcı ve Barkın Şenüren birlikte yazdıkları senaryo ile ortak oluyorlar.
Yönetmen Hakan Arslan da kadroyu tamamlıyor.
Aferin Show TV yöneticileri aferin, intihale ortak olmak ne güzel de yakışıyor kanalınıza…. Her türlü övgüye layıksınız…
İzleyici keriz ya…
Ne derdi rahmeti Banker Kastelli nam Cevher Özden: “Bu memlekette deniz biter, keriz bitmez.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 05.03.2015/11.42: “Biraz öldürüldüğü yer kalabalık bir yer değil.”
Tercümesi: Öldürüldüğü yer kalabalık bir yer değil.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 24.02.2015/10.16: “”Hatırlanabilir işçilerimiz.”
Tercümesi: “İşçilerimiz hatırlayabilir.”

MÜGECE
Müge Anlı, 23.02.2015/10.22: Evlatlık alındığı için başka kardeşi de olmamış.”
Tercümesi: “Çocukları olmayan aileye evlatlık verilmiş.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 09.06.2014/12.18: “Sonunun gidişatından belli.”
Tercümesi: “Sonun gidişatından belli.”

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com
www.delikanlisozluk.com





Arama


Hakkımda

İsim: Hüseyin Movit
Meslek: Genel Yayın Yönetmeni, Düzeltmen
Şehir: İstanbul
Kişisel sayfam


Kategoriler


Arşiv


Bağlantılar


Meta


RSS takip