Sırrı Er’in amcası Rahim Er, Türkiye gazetesinde Türkçe öğretememek başlığıyla bir makale kaleme almış. (29.12.2004)

Azgın ve iflah olmaz aşırmacı Sırrı Er, yazıyı kopyalamış ve bir kenara koymuş, ta ki “www.sirrier.com.tr” adlı sitesini kuruncaya kadar.

Siteyi kurduktan sonra, sağdan soldan kopyaladığı yazıları,(Moral Haber’de yaptığı gibi) yayımlamaya başlamış.

Günlerden bir gün amcasının yazısı aklına gelmiş ve hemen siteye yapıştırıvermiş. Yapıştırıvermiş de yazıyı güncellemek aklına gelmemiş köftehorun…

İşte yazıdan bir cümle: “Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik geçenlerde ‘… çocuklarımıza Türkçe öğretemiyoruz’ diyerek çok samimi, fakat aynı zamanda da çok acı bir itirafta bulunmuştu.” (28.12.2012)

Hüseyin Çelik, 17.03.2003’te göreve gelmiş, 03.05.2009’da yerini Nimet Çubukçu’ya bırakarak Bakanlık’tan ayrılmış ne gam. Beleşten yazı olsun da nasıl olursa olsun; güncellemek müncellemek de neymiş?
Adama bakın be, yazıyı sekiz sene bekletmiş, herkes unutmuştur diye piyasaya sürmüş. Buna iflah olmaz intihalci denilmez de ne denilir?

AŞIRMACI ÖZTÜRKÇEYİ TU KAKA EDERKEN
Ünlü aşırmacımız Sırrı Er, dadandığı Prof. Dr. Cahit Kavcar’ın “Türkçenin Güncel Sorunları” başlıklı yazısından bazı bölümleri aşırararak “Moral Haber”, “www.sirrier.com.tr/makaleler” ve “www.sirrier.com.tr/aouthor.admin”deki köşesine taşımış, “Dilde Zaaf” başlığıyla. (Bir yerden aşır, üç değişik zamanda bir marifetmiş gibi yayımla. Köftehorun kapasitesi aşırdığı yazılarla sınırlıdır! Kitapları incelenmektedir, orada rastlarsak yazmak boynumuzun borcu olsun.)

Köftehor “Öztürkçe Saçmalığı” başlıklı yazısında Öztürkçecilere ve Öztürkçe kelimelere şöyle bir veryansın ettikten sonra, elinden geldiğince Öztürkçe kelimeler yerine Arapçadan/Farsçadan dilimize giren kelimeleri tercih etmekte ve sözde dil ırkçılığı yapmakta fakat yeterli bilgisi olmadığı için bazen, hatta bazen değil hayli zaman çuvallamaktadır.

Aşırdığı bölümlerden birinde “kelime”leri “sözcük” şekline dönüştürürken, “etken”i “faktör” “sorun”u da “problem” yapıvermiş!

“Uzman”ın “faktör” ve “problem” kelimelerinin Fransızcadan dilimize girdiğinden haberi yok, Öztürkçe kelime olmasın da varsın Fransızca olsun.
İşte uzman geçinen bilisizin yaptıkları budur efendim…

DİKSİYON HOCASININ CEHALETİ
İddialı bir kişi şu Sırrı Er, hem intihal (aşırma) yapıyor hem köşelere yazı yetiştiriyor, hem “konferans”lar veriyor ve kitaplar yazıyor. Haftada iki gün de belediye başkanlarını ağırlıyor İsdtanbul Radyosu’nda Köşelere yazdığı yazılar da pek öyle ahım sahım konular değil. Sekiz senede yazıların konusu hep aynı. Moral FM’de başladığı yazarlık serüveninde, örnek olarak amcası Rahim Er’den 2004’te yürüttüğü yazıyı sekiz sene bekletip 2012’de tekrarlamış kerata ( Küçüklere sevgi ile söylenen bir sitem sözü)

Yazıyor yazmasına da kendi kafasına göre takılıyor, kimi zaman TDK sözlük ve yazım kılavuzuna uyuyor kimi zaman da aşırdığı (özellikle Öztürkçeci yazarların) yazıların yazarların kullandıkları yazım kılavuzlarına.
Girmiş,
“groups.yahoo.com/neo/groups/balgoc/conversations/…/12218” sitesine oradan “Bunun sebebi dinimiz midir? Haşa.” (Başarılı Konuşma Teknikleri, sayfa. 55 Hayat Yayınları) cümlesini, atmaca gibi saldırıp hemen sahiplenmiş.

Garibim nereden bilsin “Dine aykırı görülen bir ihtimalden söz edilirken kullanılan bir söz” anlamındaki ünlemin “hâşâ” şeklinde yazılacağını ve “haaşaa” şeklinde seslendirileceğini.

Bir şeyler öğrenmek maksadıyla kitabı satın alanlar da bu yutturmacaya maruz kalıyorlar tabii olarak.

Garibim bilse “haşa”nın, “büyük çuval” ve “Eyerin altına konan kalın kumaş.” olduğu yazacak amma nerede o bilgi. Varsa yoksa aşırma.

Not:
Arada sırada yem olarak attığım yanlış imla ve ifadelerden de haberi yok. Haberi olsa, “Bak sen de şunu yanlış yazmışsın diyecek amma…

Herkesin çaparisine takılan balıklar, ağızlarından yakalanır. Benim çapari, balığı anüsten yakalar. Kaçsa bile hayatı kaymıştır.

“YAKINDAN KUMANDA”DAN :
Meğer spiker kızımız kuşdili eğitimi almamış!
HÜSEYİN Movit’i artık bu köşenin müdavimleri yakından tanıyor. O ve arkadaşları, Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu olarak Türkçenin doğru kullanılması için büyük uğraş veriyor. Hüseyin Ağabey salı günü tv8’deki “İpek Yolu”nun konuğuydu. Sunucu İpek Tanrıyar, belki de meslek yaşamının en zor programlarından birini yaptı. Her kelimesini ölçüp, tartmak zorunda kaldı. Bir gözü hep, Hüseyin Ağabey’in üzerindeydi. Doğru kullandığı her kelime için ağabeyimizden “aferin” aldı. Sonunda, programı hatasız tamamlamanın keyfini yaşadı. Haydi yeri gelmişken, Hüseyin Movit’in başından geçen son olayı da sizlerle paylaşayım.

Bizim Gölge Kültür Bakanı Movit, adı bizde saklı bir televizyon spikeri hanım kızımızın yaptığı telaffuz hatasını söylemek için onu arıyor. Spiker, hatasını şiddetle reddedip, “Ben Gülgun Feyman’ın kursunu bitirdim. Diksiyon dersi aldım” diyor. Movit, Kadıköy Altıyol’da Feyman’ın ders verdiği Kuşdili Spikerlik Kursu’nu kastederek, “Kuşdili’nde mi aldın?” diye soruyor. Spiker kız yanıtlıyor: “Hayır, Türkçe aldım!” (Yüksel Aytuğ, Sabah, 26.05.2006)

TUTARLI OLMAK MI DEDİNİZ?
Sırrı ER, kullandığı kelimeler ve kişi adlarının yazılmasında tutarsız bir kişi.
Bir yazsında Yusuf Has Hacib yazarken bir diğerinde Yusuf Has Hâcib bir başka yazısında da Yusuf Has Hacip yazmakta sakınca görmüyor.
Çelebi, “uzman” eğitimci “dedüğün” böyle olur ülkemizde…

“TIP” KELİMESİNE SESLİ HARF ULANINCA
Müge Anlı imla kuralına uymamakta ısrar ediyor hem de yıllardır.
Peş peşe yaptığı hatalar:
– Gidin bugün Adli Tıp’a
– Adli Tıp’a gönderdi.
– Bakın bakalım Adli Tıp’a
– Adli Tıp’a da…
– Adli Tıp’a gelen…
– Adli Tıp’a gönderiyoruz. (atv, 06.01.2015/10.07)
“Tıp” kelimesine sesli harf ya da sesli harfle başlayan bir ek ulandığında “P” hardi “B”ye dönüşür ve ikizleşir.
Doğru seslendirme Adli Tıbba…
Şişe tıpası der gibi “Adli Tıpa” denilir mi?

HEM BİLMEZ HEM ÖĞRENMEK İSTEMEZ!
31.12.2014’te “sakınca” yerine yanlışlıkla “çekince” dediği için Müge Anlı’yı eleştirmiştik.
Sunucumuz aynı hatayı tekrarlıyor: “Arkasından söylemekte bir çekince görmüyorum.” (atv, 06.01.2015/11.46)
Müge Anlı hem bilmez/öğrenmez hem de bazı kelimelerin anlamını bilmediğini itiraf eder.

YALANCININ MUMU
Dürdane üç çocuklu bir dul, Esra Erol’un programına evlenmeye gelmiş. 48 yaşında ve ,ilk şartı kendinden küçük biriyle kesinlikle görüşmeyeceği.
Esra Erol bir iskandil atıyor.”Dürdane Hanım, sizden 14 yaş biri talip olsa kabul eder misiniz?”
Dürdane kararlı, “Kesinlikle olmaz?”
Dürdane öyle bir rol kesiyor ki,âdeta Elia Kazan’ın “Actor’s Srtudio”sundan mezun olanlan onun yanında yaya kalır.
Paravan açılıyor ve Ercan Bey elinde çiçeğiyle Dürdane’nin karşısında. Bu arada Esra Erol’a bir bilgi geliyor, Dürdane-Ercan başbaşa yemek yemişler.
Dürdane “Kesinlikle öyle bir şey yok” diye dayatıyor gözlerini devire devire.
Şahitler sıkıştırınca kaçacak yeri kalmayan yalancı Dürdane Ercan Bey’in itirafıyla yelkenleri suya indirirken bir taraftan da Ercan’a “Ne yaptın sen?” diye fırçasını çekiyor.
“Yalan dolan sevmiyorum” diye dayatan Dürdane’nin süngüsü düşüyor ve yüzük ölçüsünü de verdiğini tek taş pırlanta istegini itiraf ediyor.
Ey TV ekranı sen nelere kadirsin? İnsanları ne de güzel faş ediyorsun, yüzlerdeki maskeyi de düşürerek.

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 26.06.2013/11.38: “Kapalı olduğunun iddiası var.”
Tercümesi: “Kapalı olduğu iddiası var.”

MÜGECE
Müge Anşlı, atv, 29.09.201310.08: “Bugün çok aslında işimiz var.”
Tercümesi: “Aslında bugün çok işimiz var.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 27.01.2014/11.37: “Sen tut peşine düşülmeyecekler diye kızı kaçır.”
Tercümesi: “Sen tut peşine düşmeyecekler diye kızı kaçır.”

MÜGECE
Müge Anlı, atv, 27.01.2014/10.21: “Vesile olursa bana da mutlu.”
Tercümesi: Vesileolursa mutlu olurum.”

BUNLAR DA KISA KISA
* Hürriyet, 20.11.2007: “İSTANBUL. DENİZ Kuvvetleri komutanı Oramiral Metin Ataç’ın “Savarona’yı yeniden sahip olmak istiyoruz”
Yatın adı “Savanora” değil, “Savarona”dır.

* Hürriyert, 04.04.1998: “Memurin Muhakemat Kanunu nihayet tarihe karışıyor.”
Kanunun adı “Memurun Muhakemat” değil, “Memurin Muhakemat”tır.

* Hürriyet, 30.01.2012: “Sizden önce gelen Türk iş adamları ile görüşün ve fikir telakkisinde bulunun.”
Hürriyet editörleri de “teati” ile “ile telakki”yi karıştırmış
Telakki: Anlayış.
Teati: Karşılıklı alıp verme.

* Sezai Şengönül, www.yazete.com, 24.12.2012: “Bu durum, garip bir özenti’den, kendi kültürüne yeterince vakıf olamamaktan, onu iyice özümseyememekten kaynaklanıyor gibi geliyor bana.”
“Vakıf”ın anlamı, “Bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk ve paranın idare edildiği yer”dir. Cümlede kullanılması gereken kelime, “Bilen, farkında olan” anlamında “vâkıf”tır.

* Hürriyet, 26.11.2009: “Dini eserlere saygının olmadıgı sadece rant düşünülen bir dini vecibeye dönen hac faraziyesi…”
Hürriyet editörleri de “faraziye” ile “fariza” arasındaki farkı bilmiyor.
Hatayı Reha Muhtar yaptığında gülüp geçmiştik de…

BUGÜN TÜRKÇE İÇİN NE YAPTINIZ?
Not: Eleştirilen kişiler, cevap hakkını kullanabilirler…
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
www.ignelifici.com




Yorumlara kapalı.




Arama


Hakkımda

İsim: Hüseyin Movit
Meslek: Genel Yayın Yönetmeni, Düzeltmen
Şehir: İstanbul
Kişisel sayfam


Kategoriler


Arşiv


Bağlantılar


Meta


RSS takip